<?xml version="1.0" encoding="ISO-8859-9" ?>
<rss version="2.0">
<channel>
	<title>Güncel Türkçe ve Türk Dili</title>
	<description>Bizim şu an konuştuğumuzu zannettiğimiz dil. Türkçe konusunda ne kadar eksiğin olduğunu sayayım mı yoksa sen girip okur musun?</description>
	<link>http://forum.tabut.net</link>
	<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 22:32:55 +0000</pubDate>
	<ttl>30</ttl>
	<item>
		<title>Flüt mü Kaval mı?</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/95277-flut-mu-kaval-my/</link>
		<description><![CDATA[<span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'>İlkokula giden oğlum flüt  öğrencesi alıyordu.Flütünden söz ettikçe ben de bunun Türkçesinin kaval  olduğunu söylüyordum. Öğretmeni flütle kavalın ayrı çalgılar olduğunu  söylemiş. Bunun üzerine konuyu araştırma gereğini duydum.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Flüt sözü Fransızca <strong class='bbc'>flûte</strong>&#8217;ten bozma (1, 27). Fransızca flûte&#8217;un kökeniyse Latince <strong class='bbc'>flabeolum</strong>&#8217;a dayanıyor (46). Sözcüğün İtalyancası <strong class='bbc'>flauto </strong>olup, bu söz de dilimize <strong class='bbc'>flavta </strong>biçiminde girmiş. Sözcüğün İngilizcesi olan <strong class='bbc'>flute </strong>da Fransızca flûte&#8217;ten bozma (46). Sözcüğün Almanca biçimiyse <strong class='bbc'>Flöte</strong>.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Dar anlamda flüt sözü yan tutularak çalınan bir üflemeli çalgıyı tanımlıyor. Bu çalgının özgül adı <strong class='bbc'>transvers flüt</strong>. Buna <strong class='bbc'>oblik flüt, yan flüt </strong>de deniyor. Almancası <strong class='bbc'>Querflöte</strong>; Fransızcası <strong class='bbc'>flûte oblique </strong>(20), <strong class='bbc'>flûte traversière</strong>; İngilizcesi <strong class='bbc'>cross flute, transverse flute</strong>; İtalyancası <strong class='bbc'>flauto traverso</strong>.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Geniş anlamdaysa flüt sözü yan  tutularak çalınan biçimlerinin yanı sıra düz tutularak çalınan biçimleri  de bulunan bir üflemeli çalgı çoluğunu (familya) tanımlıyor. Bu  anlamdaki flütün Osmanlıcası <strong class='bbc'>yeraayı müsakkab </strong>(33). Bu söz Arapça <strong class='bbc'>yeraa-i müsakkab</strong>&#8217;dan bozma. Sözlük anlamı <strong class='bbc'>delik kamış</strong>. Flüt sözünün dilimizdeki doğal karşılığı kanımızca <strong class='bbc'>kaval</strong>dır. Bu kavramın Yunancası <strong class='bbc'>aulos</strong>, Latincesi <strong class='bbc'>tibia</strong>&#8217;dır (7). Tibia&#8217;nın Latincedeki sözlük anlamı <strong class='bbc'>kaval kemiği</strong>&#8217;dir.  Romalılar bu çalgıyı adı geçen kemikten yaptıklarından dolayı böyle  adlandırılmıştır. Almancada da özleyin kaval kemiği anlamına gelen <strong class='bbc'>Schwegel </strong>(49) sözü bu anlamda kullanılır. Farsçada bu kavram kamış anlamına gelen <strong class='bbc'>nay </strong>sözüyle karşılanmaktadır. Benzeri bir yaklaşımla yine kamış anlamına gelen Çerkezce <strong class='bbc'>kamıl </strong>sözü o dilde flüt anlamına da gelmektedir (24). Eren 1942&#8217;de yazdığı Macarca bir yazıda Çuvaşçada sap anlamına gelen <strong class='bbc'>hamal </strong>sözünün Türkçe kamışın karşılığı olduğunu belirtmiş, Osetçe <strong class='bbc'>kamıl</strong>&#8217;ın  da Türkçeden kalma bir alıntı olabileceğini dile getirmiştir (13).  Kamıl sözü Kazan Türkçesinde tıkaç anlamına gelmektedir (25). Paasonen  ile Egorov bu sözü de Çuvaşça hamal ile birleştirmektedir (13). Kùnos&#8217;a  göreyse bu söz Rusça <strong class='bbc'>komel</strong>&#8217;den  bozmadır (25). Bu verilerden Çerkezcede flüt, kamış anlamlarına gelen  kamıl sözünün Türkçe kamış sözünün eski Bulgar Türkçesindeki biçimi  olabileceği anlaşılmaktadır. Bulgar Türklerinin Kuban&#8217;da Çerkezler,  Alanlarla (Osetlerin ataları) iç içe yaşamış oldukları, Kuban  Bulgarlarının Kıpçaklaşmış torunları oldukları düşünülen Karaçay-Malkar  Türklerinin bugün de Kuzey Kafkas&#8217;ta yaşadıkları göz önüne alınırsa bu  sav doğru olabilir. Karaçay-Malkar Türkçesinde <strong class='bbc'>kamil </strong>ağaçtan yapılma fincan, kâse anlamlarına geliyor (39). Karaçaycada kamışa da <strong class='bbc'>kamiş </strong>deniyor (39). Dolayısıyla buradaki kamil sözünün kamıl&#8217;ın eşdeğeri olduğu anlaşılıyor.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Flüte Arapçada yeraa-i müsakkab&#8217;ın  yanı sıra kaval da deniyor. Türkçe ile Arapçada ortak olan (30),  Türkçeden Bulgarca (30) ile Makedoncaya (9) da geçen kaval sözünün  kökeni ayrı bir tartışma konusudur. Ahmet Vefik Paşa&#8217;ya göre bu söz  Türkçe <strong class='bbc'>kav </strong>kökünün türevidir (2). Şemsettin Sami&#8217;ye göre Türkçe kaval sözü içi boş boru anlamına gelir. Bugünkü anlamının özgün biçimiyse <strong class='bbc'>kaval düdük</strong>&#8217;tür.  Ona göre Arapçada geveze anlamına gelen kavval sözü de Türkçe kavaldan  bozmadır (17). Çalgıbilimci Sachs&#8217;a göre de kaval Türkçedir (20).  Ferheng-i Şuurî&#8217;ye göreyse kaval sözü Arapça kavvaldan bozmadır (20).  Hüseyin Kâzım Kadri&#8217;ye göre kaval sözü Yunanca aulos&#8217;tan bozmadır  (20).Eyuboğlu&#8217;na göre sap anlamına gelen Yunanca <strong class='bbc'>kaulos</strong>&#8217;tan  bozmadır (14). Ona göre Yunancada kaval anlamına gelen aulos sözü de  kaulos&#8217;tan bozmadır. Webster ise bu iki sözü birleştirmemektedir  (46).Webster&#8217;e göre Yunanca aulos&#8217;un Latince eşdeğerleri <strong class='bbc'>alveus </strong>ile <strong class='bbc'>alvus</strong>, kaulos&#8217;unkiyse <strong class='bbc'>caulis</strong>&#8217;tir (46). Yunanca kaulos Sanskritçe &#8220;<strong class='bbc'>kulyâ: </strong>içi boş&#8221; sözüyle de birleştirilebilir (46). Nişanyan kaval sözünün kökenine soru imi koymuştur (31).</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Tuğlacı dikiş dilinde boy sözünün eşanlamlısı olan bir <strong class='bbc'>kavalo </strong>sözüne  yer verip &#8220;pantolonun ağıyla paçası arasındaki uzunluk&#8221; olduğunu  belirtmiş, kökeni konusunda bilgi vermemiştir (40). Bu sözü başka  sözlüklerde bulamadık. Batı dillerinde bu anlama gelen benzeri bir söz  de bulamadık.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Mısır Arapçasında çifte flüte <strong class='bbc'>kavala </strong>denmektedir.  Bu söze Türkçe sözlüğün yeni basısında da yer verilmiş, Arapça bir  alıntı olduğu belirtilmemiştir (1). Bu, adı geçen sözün Türkçeden  Arapçaya geçen bir veri olabileceğinin düşünüldüğü biçiminde  yorumlanabilir. Dilimizde bir de deniz kıyısında yer alan salaş dam  anlamına gelen bir kavala sözü var ki (2, 40) Latincede ağıl anlamına  gelen <strong class='bbc'>caulae </strong>(boş anlamına gelen cavus&#8217;un çoğulu) (7) sözüyle birleştirilebileceğini düşünüyoruz.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Bu veriler ışığında kaval sözünün  özleyin kav sözünden türetilmiş bir Türkçe nitem olduğunu, bugünse eski  biçimi kaval düdük olan bir çalgının adı olduğunu düşünüyoruz. Yivsiz  tüfeğe <strong class='bbc'>kaval tüfek </strong>denmesi (1, 27), Erzurum-Kars illerimizle (10) Odlaryurdu&#8217;nda (Azerbaycan) (19) tefe <strong class='bbc'>gaval </strong>denmesi bu görüşü arkalayan verilerdir.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Flütün, daha çok güdücülerin çaldığı yalınç biçimine <strong class='bbc'>flajole </strong>denir (35). Bu söz de kökenini flüt sözü gibi, Latince <strong class='bbc'>flabeolum</strong>&#8217;dan alır. Flabeolum&#8217;un eski Fransızcası olan <strong class='bbc'>flajol </strong>sözünün türevi olan <strong class='bbc'>flajolet </strong>sözü çağdaş Fransızcada <strong class='bbc'>flageolet </strong>olmuş (46), bu da dilimize flajole biçiminde geçmiştir. Bu söz Almancada <strong class='bbc'>Flageolett</strong>, İngilizcede <strong class='bbc'>flageolet</strong>, İtalyancada <strong class='bbc'>flagioletto</strong>, İspanyolcada <strong class='bbc'>flajole </strong>biçimini almıştır. Güdücü flütü anlamına gelmek üzere Almancada <strong class='bbc'>Hirtenflöte</strong>, İngilizcede <strong class='bbc'>shepherd&#8217;s pipe </strong>(33, 46), Farsçada <strong class='bbc'>nay-ı çubanî</strong>, Tacikçede <strong class='bbc'>noy-ı çobonî </strong>(32), Osmanlıcada <strong class='bbc'>kaval-ı çoban </strong>(32) sözleri kullanılır.Fransızcada özleyin zurna anlamına gelen <strong class='bbc'>chalumeau </strong>sözü bugün daha çok flajole anlamında kullanılmaktadır (18, 20, 34). Bu söz Yunancada kamış anlamına gelen <strong class='bbc'>kalamos </strong>sözünün türevi olan <strong class='bbc'>kalameia </strong>sözünün Latince biçimi olan <strong class='bbc'>calamellus</strong>&#8217;tan gelir (46). Kimi sözlüklerimize <strong class='bbc'>şalumo </strong>(42), <strong class='bbc'>şalümo </strong>(20, 40) biçimlerinde girmiştir.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Flajoleye Magrip Arapçasında <strong class='bbc'>kasaba </strong>denmektedir  (3). Bu söz de özleyin kamış anlamına gelmektedir. Osmanlı dilgibilim  (anatomi) dilinde bu söz soluman (bronş) anlamına gelmekteydi (23, 29,  43, 51). Kaval kemiğine de <strong class='bbc'>azm-ı kasaba </strong>denmekteydi (23, 29, 43, 51).</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Gerek sözlüklerimiz, gerek  mırıncılarımız (müzisyen) Türkçe kaval sözünü flajole anlamında  kullanmak eğilimindedirler. Oysa flajolenin dilimizdeki doğal karşılığı <strong class='bbc'>çoban kavalı</strong>&#8217;dır. Farsça çuban&#8217;dan bozma çoban sözünden kurtulmak için bu söz <strong class='bbc'>güdücü kavalı </strong>biçiminde özleştirilebilir; çünkü çoban sözünün halk dilimizdeki karşılıkları <strong class='bbc'>güder</strong>, <strong class='bbc'>güdücü</strong>&#8217;dür  (10). Nitekim bu çalgının Osmanlıca adı yukarıda da belirttiğimiz gibi  kaval-ı çoban&#8217;dır (32). Kaval sözünün anlamını flajoleyle ereylendirme  eğiliminin altında kanımızca iki neden yatmaktadır. Bunlardan birincisi  flajolenin halk çalgısı olması, dolayısıyla flütün en yaygın biçimi  olmasıdır. Bu, kimi başka dillerde de böyledir. Örneğin Almancada Flöte  geniş anlamda flüt, Hirtenflöte ise flajoledir. Sözlüklerde böyle  yazılıdır. Ancak konuşma dilinde flajoleye Hirtenflöte denmez, kısaca  Flöte denir. Flöte sözü güdücüyü, güdücü sözü de Flöte&#8217;yi çağrıştırır.  İkinci bir nedense bizde Türkçe kökenli sözcükleri ilkel nesnelere  yakıştırıp bunların daha gelişmiş biçimlerini yad sözlerle adlandırma  alışkanlığıdır. Dolayısıyla kaval sözünün flüt anlamına geldiği,  flajolenin karşılığınınsa güdücü kavalı olduğu kanısındayız. Nitekim  Şemsettin Sami&#8217;nin Türkçeden Fransızcaya lûgati&#8217;nde kavalın Fransızca  karşılığı flûte olarak verilmiştir (16). Adı geçen yazarın Resimli  kamus-ı Fransavî&#8217;sindeyse Fransızca flûte&#8217;ün karşılığı düdük olarak  verilmiştir (18). Türkçe düdük sözünü aşağıda ayrıca ele alacağız.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Yukarıda da belirttiğimiz gibi  Romalılar flüte tibia demekteydi. Bu söz özleyin kaval kemiği anlamına   gelmekteydi. Romalılar flütlerini bu kemikten yaparlardı. Tibia sözü bir  dirgerlik terimi olduğundan sözlüğümüzde de yer almakta olup  dirgerlikdışı anlamı kaval olarak verilmiştir (45). Flüt sözünün kaynağı  olan Latince flabeolum sözüyse Roma döneminden sonra türetilmiş yeni  bir terimdir.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Kaval sözü dilgibilim (anatomi)  dilinde soluk borusu anlamına gelmektedir. Sözcüğe bu anlam  İşçil-Elöve&#8217;ce yüklenmiş (23) olup bizce de benimsenmiştir (15, 45).  İşçil-Elöve Latince adı <strong class='bbc'>tracheitis </strong>olan soluk borusu yangısına <strong class='bbc'>kavalca </strong>denmesini önermiş (23), bu önerileri de bizce benimsenmiştir (45).</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Kaval sözünün flütün geniş  anlamının karşılığı olduğu benimsendikten sonra flütün dar anlamının  bugün kullanılan karşılığı olan yan flütün <strong class='bbc'>yan kaval </strong>biçiminde özleştirilmesi gerekir. Bu çalgıya, bir başka adı olan oblik flütün çevirisi olarak <strong class='bbc'>eğik kaval </strong>da denebilir.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Düz tutularak çalınan flüte ülkemizde <strong class='bbc'>blok flüt, düz flüt, flütdüs, kaval flüt </strong>denmektedir. Bu çalgının adı da <strong class='bbc'>düz kaval </strong>biçiminde düzeltilmelidir. Bu çalgının adlarından olan flütdüs Fransızcada tatlı kaval anlamına gelen <strong class='bbc'>flûte douce</strong>&#8217;ten bozmadır. Bu çalgıya Fransızcada düz kaval anlamına gelmek üzere <strong class='bbc'>flûte droite </strong>de denir (20). Çalgının ülkemizde en bilinen adı olan blok flüt sözü Almanca <strong class='bbc'>Blockflöte</strong>&#8217;den bozmadır. Bu çalgıya Almancada boyuna flüt anlamına gelmek üzere <strong class='bbc'>Längsflöte </strong>de denir (49). Adı geçen çalgının İngilizce adlarıysa <strong class='bbc'>English flute </strong>ile <strong class='bbc'>recorder</strong>&#8217;dır. İtalyancadaysa Fransızcada olduğu gibi tatlı kaval anlamına gelen <strong class='bbc'>flauto dolce </strong>terimi kullanılır.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Güdücü kavalıyla birlikte ele alınması gereken bir kavram <strong class='bbc'>çoban düdüğü</strong>&#8217;dür. <strong class='bbc'>Güdücü düdüğü </strong>biçiminde  özleştirilmesi gereken bu terimin güdücülerin çaldığı kaval, zurna,  mey, gayda gibi her türlü üflemeli çalgıyı kapsaması gerektiği  kanısındayız. Bu kavram İtalyancada <strong class='bbc'>piffara, piffaro, piffero </strong>terimleriyle adlandırılmaktadır (46). Bu sözlerin kökeni boru anlamına gelen Latince <strong class='bbc'>pipa </strong>sözüne dayanmaktadır (46).</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Bu arada kavalların <strong class='bbc'>dilli, dilsiz </strong>  olmak üzere ikiye ayrıldıklarını, gelişmiş kavalların genellikle dilli  olduklarını, güdücü kavallarınınsa genellikle dilsiz  olduklarını  belirtmekte yarar görüyoruz (38).</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Kavalın Farsça adı olan <strong class='bbc'>nay </strong>sözü  Osmanlıcaya da geçmiştir (33). Bu söz dar anlamda, adı geçen çalgının  uzun biçimlerini tanımlar. Nayın bu anlamının dilimizdeki doğal  karşılığı <strong class='bbc'>uzun kaval</strong>&#8217;dır.  Nay sözü ayrıca, daha çok Mevlevîlerin eğik tutarak çaldıkları,  kamıştan yapılmış bir çeşit kavalın da adıdır. Bu çalgı ülkemizde daha  çok <strong class='bbc'>ney </strong>adıyla bilinir. Bu çalgının eski kaynaklarda yer alan Türkçe karşılığı <strong class='bbc'>düdük</strong>&#8217;tür  (37). Düdük sözünün bu anlamı İnegöllü Yusuf oğlu Mehmet oğlu  Mustafa&#8217;nın 16. yy&#8217;de Farsçadan Türkçeye düzenlediği &#8220;Câmi-ül Fürs&#8221; adlı  sözlükte yer almaktadır (37). Yine o kaynağa göre neyzene <strong class='bbc'>düdük çalıcı </strong>denmektedir  (37). Amasyalı Deşişî Mehmet Efendi&#8217;nin 1580 yılında Mısır Beylerbeyi  Hasan Paşa adına &#8220;Et-tuhfet-üs-seniyye&#8221; adıyla düzenlediği Farsçadan  Türkçeye sözlükteyse Farsça <strong class='bbc'>nayzen</strong>&#8217;in karşılığı <strong class='bbc'>düdükçü</strong>  olarak verilmiştir (37). 16. yy bilginlerinden Musa Merkez Efendi oğlu  Mehmet Efendi&#8217;nin &#8220;Babus-ül-vâsıt&#8221; adlı Arapçadan Türkçeye sözlüğündeyse  Arapçada yan gözle bakış anlamına gelen <strong class='bbc'>hızar </strong>sözü &#8220;birbirine <strong class='bbc'>düdükçü bakışı </strong>bakmak&#8221; biçiminde tanımlanmıştır (37).</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Düdük sözünün eski biçimi olan <strong class='bbc'>tütek </strong>sözü  Divan&#8217;a dek izlenebilmektedir (11). Divan&#8217;da ibrik gibi nesnelerin  emziği olarak tanımlanmıştır. Clauson&#8217;a göre duman ya da buğu salmak  anlamına gelen <strong class='bbc'>tütemek </strong>eyleminin türevidir (8). Bu eylemin kendisi Divan&#8217;da yer almamakla birlikte <strong class='bbc'>tütetmek </strong>biçimindeki türevi yer almaktadır (11). Bugün bu anlamda kullandığımız <strong class='bbc'>tütmek </strong>eylemi  tütemekten bozmadır (8). Özleyin emzik anlamına gelen bu söz zaman  içerisinde ses çıkaran boruların genel adı olmuştur. Odlaryurdu&#8217;nun  (Azerbaycan) kimi yörelerinde kimi kaval çeşitlerine düdük, kimi  yörelerindeyse tütek denmektedir (4, 32).</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Genel dilimizde düdük sözü, içinden  hava ya da buğu geçirilince keskin ses çıkaran im aracı anlamında  kullanılmaktadır (1, 27). Halk dilimizde boru, kaval anlamlarında da  kullanılmaktadır (10). Dirgerlik dilinde düdük sözü gırtlak (10, 15,  45), <strong class='bbc'>düdüklük </strong>ise kolka (aorta) (10, 15, 36, 45) anlamına gelmektedir.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Eyuboğlu düdüğün Rusçasının <strong class='bbc'>dudha, dudeşka</strong>; Sırpçasının <strong class='bbc'>dudka, dudak </strong>olduğunu  belirtmiş; ancak bu sözlerin adı geçen dillere Türkçeden geçip  geçmediği yolunda bilgi vermemiştir (14). Blaskovics Çekçede gayda  anlamına gelen <strong class='bbc'>dudy </strong>sözünün Osmanlıca düdük sözünden bozma olduğunu belirtmektedir (5). Ünlü çalgıbilimci Sachs Almancada gayda anlamına gelen <strong class='bbc'>Dudelsack </strong>sözüyle bu sözün kaynağı olan <strong class='bbc'>dudeln </strong>eyleminin Türkçe düdükten bozma olduğu kanısındadır (21); ancak Brockhaus&#8217;a göre dudeln eylemi yansımadır (6). Öten nesnelerin <strong class='bbc'>düt </strong>diye ses çıkarması eski Türkçe tüte- kökünün de yansıma olabileceğini ister istemez düşündürmektedir.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Türklerin <strong class='bbc'>mey </strong>ya da <strong class='bbc'>balaban </strong>dedikleri yumuşak sesli zurnaya Ermeniler <strong class='bbc'>duduk</strong>, Gürcüler <strong class='bbc'>duduki </strong>demektedir  (41). Ermeni kaynakları buradaki duduk sözünün Rusça bir alıntı  olduğunu savunmakta, bir yandan da bunun öz Ermenicesi olan <strong class='bbc'>dziranapog </strong>sözünü yerleştirmeye çalışmaktadırlar (44). Bu söz <strong class='bbc'>kayısı ağacı </strong>anlamına  gelmektedir. Ermenice duduğun Türkçe düdükten bozma olmayıp Rusça bir  alıntı olduğu yolundaki görüşü inandırıcı bulmuyoruz.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Ney anlamındaki Farsça nay sözü Arapçaya da geçmiştir. Bu çalgıya Mısır&#8217;da ayrıca <strong class='bbc'>selamiye, suffara </strong>adları da verilmektedir (50). Bunlardan ilkinin zurna anlamına gelen Yunanca <strong class='bbc'>kalameia</strong>&#8217;dan  bozma olduğunu sanıyoruz. İkincisiyse Arapçada özleyin im aracı olarak  kullanılan düdük (whistle) anlamına gelmektedir.  İngilizcedeyse neye  kamış boru anlamına gelmek üzere <strong class='bbc'>reedpipe </strong>denmektedir (33).</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Nay sözünün türevi olan Farsça <strong class='bbc'>nayçe </strong>sözünün sözlük anlamı kamışçıktır. Osmanlıcaya da girmiş olan bu söz (33) <strong class='bbc'>güdücü kavalı, kısa kaval </strong>anlamlarına gelmektedir. İkinci anlamı ülkemizde daha çok <strong class='bbc'>neyçe </strong>sözüyle adlandırılmaktadır. Neyçe sözü dokumacıların kullandığı küçük kamışın da adıdır (1, 27). Bunun adının <strong class='bbc'>kavalcık </strong>biçiminde özleştirilebileceğini düşünüyoruz.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Ağaçtan oyulan uzun kavala halk dilimizde <strong class='bbc'>ada düdüğü </strong>denmektedir  (10). Ögel&#8217;e göre burada ada sözü sazlık, kovalıklarla çevrili otlak  anlamındadır (10, 32). Kara ağızlıklı ada düdüğüneyse Ankara yöresinde <strong class='bbc'>karabaş düdük </strong>denmektedir (10, 21).</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
İnce sesli kısa kavala <strong class='bbc'>çığırtma </strong>denmektedir. Düz tutularak çalınan çığırtmaya <strong class='bbc'>sipsi </strong>(28), yan tutularak çalınanınaysa <strong class='bbc'>fifre </strong>ya da <strong class='bbc'>piferi </strong> denmektedir.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Sipsi sözü en geniş anlamıyla üflemeli çalgı demektir. Bu anlamıyla Arapça <strong class='bbc'>mizmar</strong>&#8217;ın karşılığıdır. Nitekim Divan&#8217;da sipsinin eski biçimi olan <strong class='bbc'>sıbızgu </strong>Arapça mizmarın karşılığı olarak verilmiştir (11). Bu söz Radloff&#8217;ça Kazan Türkçesinden <strong class='bbc'>sıbızgı </strong>biçiminde derlenmiştir (36).</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Sipsi genel dilimizde gemici  düdüğü, zurnanın dudaklara gelen kamış bölümünü tanımlamaktadır (1, 27).  Eski kaynaklarda zurna anlamında da kullanılmıştır (37). Üflemeli çalgı  anlamındaki sipsinin Arapçası olan mizmar sözü de Mısır&#8217;da zurna  anlamında kullanılmaktadır (33). Sipsi sözü Mısır Arapçasına <strong class='bbc'>cura zurna </strong>anlamında <strong class='bbc'>sibs </strong>biçiminde girmiştir (50). Üflemeli çalgının Macarcası olan <strong class='bbc'>sip </strong>(20) sözünün de Türkçe sipsiden bozma olabileceği kanısındayız. Çalgıbilimci Gazimihal üflemeli çalgı yerine <strong class='bbc'>ötkü çalgısı </strong>demeyi yeğlemektedir (21).</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Dirgerlik dilinde sipsi sözü bir kanala ya da boşluğa yerleştirmeye yarayan küçük boru anlamına gelen <strong class='bbc'>can(n)ula </strong>ile Osmanlıca adı <strong class='bbc'>mizmar </strong>olan <strong class='bbc'>gırtlak dili </strong>anlamına gelmektedir (23, 45). Gırtlak diline <strong class='bbc'>sıbızgı </strong>da  denmektedir (15, 23, 45). Bu karşılıklar İşçil-Elöve&#8217;ce önerilmiş (23),  bizce de benimsenmiştir. Kanül takma işlemini tanımlayan <strong class='bbc'>cannulisatio</strong>&#8217;ya da <strong class='bbc'>sipsileme </strong>denmektedir (45).</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Yan tutularak çalınan çığırtma  anlamına gelen fifre sözü Fransızca bir alıntıdır (1, 27). Fransızca  fifre Almancada düdük anlamına gelen <strong class='bbc'>Pfeife </strong>sözünden bozmadır (46). Bunun da kökeni Latincede boru anlamına gelen <strong class='bbc'>pipa </strong>sözüne dayanır (46). İtalyancada güdücü düdüğü anlamına gelen <strong class='bbc'>piffara, piffaro, piffero </strong>sözleri dar anlamda fifre anlamına gelirler (20). Gazimihal Tanzimat döneminde fifreye <strong class='bbc'>pifferi </strong>dendiğini (<strong class='bbc'>piferi</strong> olmalı), bunun da İtalyanca piffero&#8217;dan bozma olduğunu belirtmektedir (20).</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Fifreye İngilizcede <strong class='bbc'>fife </strong>denmektedir (46). Bu da Almanca Pfeife&#8217;den bozmadır (46). Almancadaysa enine düdük anlamına gelmek üzere <strong class='bbc'>Querpfeife </strong>denir (35). Gazimihal Tanzimat döneminde askerin fifreye çığırtma dediğini belirtmektedir (20). Bu kavramın <strong class='bbc'>yan çığırtma </strong>biçiminde özleştirilmesi gerektiği kanısındayız.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Yan tutularak çalınan kısa kavala <strong class='bbc'>pikolo </strong>(1) ya da <strong class='bbc'>pikolo flüt </strong>denmektedir. İtalyanca <strong class='bbc'>flauto piccolo</strong>&#8217;dan bozmadır (20). Almancası <strong class='bbc'>Pikkolo </strong>ya da <strong class='bbc'>Pikkoloflöte </strong>(6), Fransızcası <strong class='bbc'>picolo </strong>ya da <strong class='bbc'>piccolo</strong>, İngilizcesi <strong class='bbc'>piccolo </strong>ya da <strong class='bbc'>piccolo flute</strong>&#8217;tur (46). <strong class='bbc'>Oktaven </strong>(20), <strong class='bbc'>oktav flütü </strong>(20), <strong class='bbc'>oktavyen flüt </strong>(Gazimihal&#8217;de  oktaviant flüt) (20) olarak da anılır. Bu sonuncular sesinin ölçünlü  yan kavaldan bir sekizli (oktav) daha ince olduğunu vurgularlar (1). Bu  bağlamda bu çalgıya Almancada <strong class='bbc'>Oktavflöte </strong>(20); Fransızcada <strong class='bbc'>flûte octaviante </strong>(20), <strong class='bbc'>octavin</strong>; İngilizcede <strong class='bbc'>octave flute </strong>(46), İtalyancada <strong class='bbc'>ottavino </strong>(20) denir. Pikolo flütün dilimizdeki doğal karşılığı <strong class='bbc'>kısa yan kaval</strong>&#8217;dır. Oktav flütünün çevirisi olarak <strong class='bbc'>sekizli kavalı </strong>olarak da adlandırılabilir. Yan çığırtma bunun daha ince sesli olan bir çeşididir.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
İki borulu kavala <strong class='bbc'>çifte flüt </strong>denmektedir. Bu çalgıya Gaziantep yöresinde <strong class='bbc'>zambır </strong>denmektedir (12). Bu sözün Arapçada zurna anlamına gelen <strong class='bbc'>zamr</strong>&#8217;dan ya da arı anlamına gelen <strong class='bbc'>zenbur</strong>&#8217;dan bozma olduğu sanılmaktadır (12). Arapçası <strong class='bbc'>micviz</strong>&#8217;dir (3). Irak&#8217;ta <strong class='bbc'>mitbik </strong>(3), Mısır&#8217;da <strong class='bbc'>kavala </strong>(22), <strong class='bbc'>zumara </strong>(3,  22) adlarıyla da anılır. Bunlardan kavalanın Türkçe kavaldan bozma  olduğunun sanıldığını yukarıda belirtmiştik. Çifte flütün dilimizdeki  doğal karşılığı <strong class='bbc'>koşa kaval</strong>&#8217;dır. Bu çalgının çeşitli biçimlerinin Odlaryurdu&#8217;ndan (Azerbaycan) Fergana&#8217;ya dek uzanan bir alanda <strong class='bbc'>koş balaban, koşa dilli tüydük, koş düdük, koş nay </strong>gibi adlarla anıldığını Ögel&#8217;den öğreniyoruz (32). Mısır&#8217;da kullanılıp Türkçe olduğu sanılan <strong class='bbc'>kavala </strong>sözü de koşa kavalın eşanlamlısı olarak sözlüklerimizde yer alabilir.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Borularından biri deliksiz olan koşa kavala Hatay&#8217;da <strong class='bbc'>argıl, argun </strong>adları verilmektedir (10, 21). Bu sözlerin, adı geçen çalgının Arapça adı olan <strong class='bbc'>argul</strong>&#8217;dan bozma oldukları anlaşılmaktadır (21). Argul sözünün de Yunancada çalgı anlamına gelen <strong class='bbc'>organon </strong>sözünden bozma olduğu sanılmaktadır (21). Bu çalgıya Filistin&#8217;de <strong class='bbc'>yargul </strong>denmektedir (3). Bu çalgının Gaziantep yöresinde de çalındığını belirten Ekici bunu <strong class='bbc'>dem sesli zambır </strong>olarak anmaktadır (12). Çünkü perde delikleri olmayan boru dem tutmaya yaramaktadır. Bu çalgının adının <strong class='bbc'>eşideliksiz </strong>biçiminde özleştirilebileceğini düşünüyoruz.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Arapçada eşideliksizin uzun olanına <strong class='bbc'>argul-ül kebîr</strong> (21, 47), kısa olanına <strong class='bbc'>argul-ül sagîr</strong> (21, 47), kısacık olanına <strong class='bbc'>argul-ül asgar </strong> (47) denmektedir. Bunların doğal karşılıkları sırasıyla <strong class='bbc'>uzun eşideliksiz, kısa eşideliksiz, kısacık eşideliksiz</strong> olacaktır.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Yan yana dizili çok sayıda borucuktan oluşan kavala <strong class='bbc'>Pan flütü </strong>denmektedir. Burada Yunanca Pan sözü orman tanrısının adıdır. Bu çalgı ülkemizde <strong class='bbc'>ağız orgu </strong>(32), <strong class='bbc'>mıskal </strong>(1, 27, 33), <strong class='bbc'>musikar </strong>(33)  adlarıyla da anılmaktadır. Bunlardan musikar Farsçadır. Mıskal ise  Farsça musikarın Arapçaya geçen biçimidir (1, 27, 33). Bu çalgıya  Farsçada <strong class='bbc'>bişe muşte, musikar-ı hıtay, muşta-i çinî, şin </strong>adları da verilmektedir (20). Bunlardan sonuncusunun Çince <strong class='bbc'>şeng</strong>&#8217;den (48) bozma olduğunu sanıyoruz. Arapçada <strong class='bbc'>mustak sinî </strong>de denmektedir ki Farsça muşta-i çinî&#8217;den bozmadır (20). Bu veriler bu çalgının Ortadoğu&#8217;ya Çin&#8217;den geldiğini göstermektedir.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Çalgıya Almancada <strong class='bbc'>Mundorgel </strong>(48), <strong class='bbc'>Panflöte, Papageienflöte </strong>(35); Fransızcada <strong class='bbc'>flûte de Pan </strong>(20), <strong class='bbc'>orgue à bouche </strong>(20); Yunancada <strong class='bbc'>syrinx </strong>(46) denmektedir.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Yunanca syrinx&#8217;in sözlük anlamı boru olup dirgerlik dilinde Türkçe karşılıkları <strong class='bbc'>akarca, akınak, savakça, sızınak </strong>olan <strong class='bbc'>fistula </strong>(45); Türkçe karşılığı <strong class='bbc'>içiteç </strong>olan <strong class='bbc'>şırınga </strong>(45)  anlamına gelmektedir. Şırınga sözü de syrinx&#8217;ten bozmadır. Tinlibilim  (Zooloji) dilindeyse kuşlara özgü ses çıkarma örgeni olan <strong class='bbc'>göğüs gırtlağı </strong>anlamına gelmektedir (26, 45).</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 10px;'><br />
<br />
Pan flütünün dilimizdeki doğal karşılığı <strong class='bbc'>dizi kaval</strong>&#8217;dır. Almanca Papageienflöte&#8217;nin çevirisi olarak <strong class='bbc'>kakavan kavalı </strong>sözü  de eşanlamlı olarak önerileblir. Arapça papağanın Türkçesi olan kakavan  sözü yadırgatıcı bulunuyorsa genel dille uyumlu bir seçenek olarak <strong class='bbc'>papağan kavalı </strong>da denebilir.</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 8px;'><strong class='bbc'><br />
<br />
KAYNAKÇA</strong><br />
<br />
 1) Ağakay MA. Türkçe sözlük. 10.bası. TDK. Ankara, 2005.<br />
2) Ahmet Vefik Paşa. Lehce-i Osmanî. TDK. Ankara, 2000.<br />
3) al.bab.com. Arab musical instruments.<br />
4) atlas.musigi-dunya.az.Tutak.<br />
5) Blaskovics J. Çek dilinde  Türkçe kelimeler. VIII. Türk dil kurultayında okunan bilimsel  bildiriler. TDK. Ankara, 1960, s. 87-112.<br />
6) Brockhaus FA. Der Sprach Brockhaus. 9. Aufl. Wiesbaden, 1984.<br />
7) Cassell&#8217;s Latin dictionary. Macmillan. USA, 1982.<br />
8 ) Clauson G. An etymological dictionary of pre-thirteenth century Turkish. University Press. Oxford, 1972.<br />
9) Dautovski D. Instruments. dragandautovski.com.<br />
10) Türkiye&#8217;de halk ağzından derleme sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-82.<br />
11) Divanü lûgat-it Türk dizini. TDK. Ankara, 1972.<br />
12) Ekici S. Gaziantep yöresi halk çalgılarından zambır üzerine bir araştırma. turkuler.com.<br />
13) Eren H. Türk dilinin etimolojik sözlüğü. Ankara, 1999.<br />
14) Eyuboğlu İZ. Türk dilinin etimoloji sözlüğü. 2. bası. Sosyal Yayınlar. İstanbul, 1991.<br />
15) Feneis H. Resimli anatomi sözlüğü. 6. bası. Çev. Ülker S. İnkılâp. İstanbul, 1993.<br />
16) Fraşerî ŞS. Türkçeden Fransızcaya lûgat. Mihran. İstanbul, 1885.<br />
17) Fraşerî ŞS. Kamus-ı Türkî. İstanbul, 1899.<br />
18) Fraşerî ŞS. Resimli kamus-ı Fransavî. İstanbul, 1901.<br />
19) Gafarov S. Müzik  enstrümanlarında totemleşme olgusu ve Türklerin gözdesi düz flüt. Müzik  ve Bilim (muzikbilim.com) Eylül 2005; 4.<br />
20) Gazimihal MR. Musıki sözlüğü. MEB. İstanbul, 1961.<br />
21) Gazimihal MR. Türk nefesli çalgıları. Kültür Bak. Ankara, 1975.<br />
22) Hanna H. Preservation of the  endangered cultural assets of the traditional Egyptian storytellers  heritage and its instruments and tools. curl.haxx.se 2007.<br />
23) İşçil Şİ, Elöve AU. Türkçe hekimlik terimleri üzerine bir deneme. TDK. Bursa, 1944-48.<br />
24) kafkas.org.tr. Müzik aletleri.<br />
25) Kakuk Z, Baski İ. Kasantatarisches Wörterverzeichnis Aufgrund der Sammlung von Ignác Kúnos. TDK. Ankara, 1999.<br />
26) Karol S, Suludere Z, Ayvalı C. Biyoloji terimleri sözlüğü. TDK. Ankara, 1998.<br />
27) Kutlu A, Yaşayan S, Ateş K,  Dizman İ, Kul E, Özel S, Çotuksöken Y, Küçükceylan N. Türkçe sözlük. 2.  bası. Dil Derneği. Ankara, 2005.<br />
28) discoverturkey.com.  Sipsi. Kültür Bak.<br />
29) Lûgat-ı tıb. Cemiyet-i Tıbbiye-i Osmaniye. İstanbul, 1900.<br />
30) medinaportal.net. Nây.<br />
31) Nişanyan S. Sözlerin soyağacı. Adam. İstanbul, 2002.<br />
32) Ögel B. Türk kültür tarihine giriş 8. Kültür Bak. Ankara, 1987.<br />
33) Redhouse. Türkçe/Osmanlıca-İngilizce sözlük. 17. bası. Sev. İstanbul, 1999.<br />
34) Saraç T. Fransızca-Türkçe büyük sözlük. TDK. Ankara, 1976.<br />
35) Steuerwald K. Türkçe-Almanca sözlük. ABC. İstanbul, 1983.<br />
36) Osmanlıcadan Türkçeye söz karşılıkları tarama dergisi. TDTC. İstanbul, 1934.<br />
37) XIII. Yüzyıldan beri Türkiye Türkçesiyle yazılmış kitaplardan toplanan tanıklarıyla tarama sözlüğü. TDK. Ankara, 1963-77.<br />
38) Tarlabaşı B. Dilli kaval hakkında. burhantarlabasi.com.tr.<br />
39) Tavkul U. Karaçay-Malkar Türkçesi sözlüğü. TDK. Ankara, 2000.<br />
40) Tuğlacı P. Okyanus 20.yüzyıl ansiklopedik Türkçe sözlük. Pars. 1971.<br />
41) turkuler.com. Mey.<br />
42) Türkay K, Koçak S, Ünal S. Uygulayım terimleri sözlüğü. 2. bası. TDK. Ankara, 1980.<br />
43) Unat EK, İhsanoğlu E, Vural S. Osmanlıca tıp terimleri sözlüğü. TTK. Ankara, 2004.<br />
44) uslanmam.com. Duduk-Balaban.<br />
45) Ülker tıp terimleri sözlüğü. Açıklamalı 3. bası. İstanbul, 2004.<br />
46) Webster&#8217;s third new international dictionary of the English language unabridged. Könemann. Cologne, 1993.<br />
47) en.wikipedia.org. Arghul.<br />
48) de.wikipedia.org. Mundorgel.<br />
49) de.wikipedia.org. Schwegel.<br />
50) Wolter C. Musikinstrumente der arabischen Musik. papyrus-magazin.de/archiv/2002-2003/märz/3-4  2003.<br />
51) Zeren Z. Lâtince-Türkçe- Osmanlıca anatomi sözlüğü ve Türk anatomi terimleri. 2. bası. İÜTF. İstanbul, 1959.<br />
<br />
 (Türk Dili Dergisi Kasım-Aralık 2007; 21(123): 19-25)<br />
</span></span><span style='font-family: Lucida Sans Unicode'><span style='font-size: 8px;'><span style='color: #808080'>turkcesivarken.com/flut-mu-kaval-mi/</span></span><br />
</span>]]></description>
		<pubDate>Mon, 10 Jan 2011 22:32:55 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/95277-flut-mu-kaval-my/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Geliyom, Gidiyom Demek Dili Bozar mı?</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/95241-geliyom-gidiyom-demek-dili-bozar-my/</link>
		<description><![CDATA[Türkçe&#8217;yi savunanlar arasında şöyle bir yanılgının olduğuna denk gelmek olanaklıdır; İstanbul ağzı dışındakı tüm ağızlar yanılgılıdır, bozuntudur. O ağızlarda konuşmak dile zarar vermenin yanında çok da gülünçtür.<br />
<br />
Bilinmelidir; dil devriminde ortak ağız olarak İstanbul&#8217;unku seçildi. Nedeni çok sıradan; bilgin kimseler İstanbul&#8217;daydılar. Ankara yeni baş-il olmuştu, bildiğiniz köy idi. Özünde ana ağız olarak Ankara&#8217;nın alınması gerekirdi, sonuçta baş il idi. Bugün Yörüklerin ağzı ile konuşuyor, yalnızca onların dilinde kalmış genizcil n sesini de âbecemizde yaşatıyor olacaktık.<br />
<br />
Dile duyarlı birinin yanında <strong class='bbc'>geliyom</strong>, <strong class='bbc'>gidiyon </strong>dediğinde demeli Yörük ağzında konuşmaya çalıştığında hemen sert çıkar; <strong class='bbc'>Ne biçim konuşma, dilin içine ediyorsun</strong>! diye uyarı verir. Iğdır ağzında yaptığım konuşmalardan söz etmek bile istemiyorum, karşı tarafın alaycı devinmeleri ile sözleri gerçekten üzücü boyutta. Öyle bir durum olmuş ki artık Iğdır dışında sürekli kendimi kasarak İstanbul ağzıyla konuşmaya, sözümona kırıtmaya<sup class='bbc'>[1]</sup> çalışıyorum.<br />
<br />
Şimdiki öy eki -yor&#8216;un kökenini bilsek, bunlar olmayacak azı daha seyrek olacak. Söz başındakı t &gt; d dönüşümleri Türkçenin bir kuralıdır. Bu yüzden Irk Bitig&#8217;in 24. ırkında geçen tileyür sözcüğü bugün kullandığımız diliyor sözcüğü ile birdir. Tıpkı temür &gt; demir, tıl &gt; til &gt; dil sözcüklerinde olduğu gibi&#8230;<br />
<br />
Eski dilde vâr olan bu -yür ekinin kökeni yörü- den gelir. Orkun yazıtlarından da bildiğimiz gibi /ü/ ile /ö/ sesleri ayırt edilemiyordu. Batı illerimizde ulayı Özbeklerde buna benzeyen bir kullanım bulunmaktadır; gelip turıng. Dur sözcüğünün eskin biçimi olan tur- söz konusudur burada&#8230; Oğuz dillerinde yörür önceleri ayrı denirmiş, sonraları kökleşmiş, her bir ağızda türlü biçimleri bitmiş. Örneğin Kafkas Türkçesinde<sup class='bbc'>[2]</sup> şöyle bir değişim süreci izlemiş;<br />
<br />
<strong class='bbc'>gele yörür &gt; geleyör &gt; geleyür &gt; geliyir &gt; gelir</strong><br />
<br />
Bir süre sonra yörür sözcüğü ekleşiyor ulayı kısalmaya uğruyor. Önceleri -ür kısmını yitiriyor, ardından -yör de kalan ünlü /ö/ sesi Oğuz dillerinde bir bir değişiyor. Anadoluda kalınlaşıp -yor olurken, Türkmenlerde -yAr oluyor. Gagavuzlarda /y/ sesi de düşerek -Ar biçimini alıyor. En düzgünü Kafkaslarda yaşanıyor, her ünlü için bir biçimi oluşuyor; -Xr, -yXr gibi olağan derecede güzel yeni bir ek olmuş oluyor. Yeri gelmiş iken demeden geçmeyeyim; ortak bir Türk dili oluşturulacaksa şimdiki öy eki olarak Kafkaflarınkının alınmasını isterim, bu yönde çıkış ederim.<br />
<br />
Son yıllarda geliyo, gidiyo gibi kullanımların arttığını, gençler arasındakı yazışmaların dışına çıktığını biliyoruz. Yazın diline geçeceğine kuşku yok, şimdilik reklamlarda, ürün uramlarında demeli sloganlarında görüyoruz. Buna sorun gözüyle değil de gelişim gözüyle bakıyorum. Söz sonundakı /r/ düşümü dilde sürekli yaşanmaktadır. Azericede -dXr ekinin geldiği tüm sözcükler -dX biçiminde bitirilir. Ne var, yazı dilinde böyle yazmak yanlış sayılmaktadır. Gagavuz Türkçesinin iki kolundan biri olan güney kolunda geliyi, gideyi gibi konuşulmaktadır. İlginizi çekti mi? Geliyir, gideyir sözcüklerinin /r/ &#8216;siz biçimi bunlar. Demeli söz sonundakı /r/ düşüyor tıpkı geliyo, gidiyo gibi.<br />
<br />
Yörü- sözcüğü nasıl olur da ek olur? Gibi bir düşünce oluşabilir usunuzda; bunun benzer örnekleri günümüzde yaşanmaktadır. Bu bir gelişim olduğundan, yaşanmaması ne kötü olurdu. Bilim sözcüğünü ele aladım. Bu yeni bir kavram, daha bir yüzyıl bile olmadı oluşalı ançıp bugün için ekleşme sürecinde de görmekteyiz kendisini&#8230; Kimse gök bilimi demez gökbilim der, anlam bilimi demez anlambilim, dil bilimi değil dilbilim der; hatta dilbilimsel gibi bir sözcüğü betiklerinde kullananları da görmekteyiz. Bu, gün gibi aydın görünen bir olaydır; -bilim artık ekleşmiş bir sözcüktür. Kim bilebilir, ileride -im kısmı düşüp yalnızca -bil olarak kalmasın! Dilbil, anlambil, gökbil&#8230;<br />
<br />
Gönül isterdi; yörü- sözcüğü Kafkaslarda olduğu gibi olsaydı tüm lehçelerde, ne uyumlu olurdu. Ançıp Anadoluda kalınlaşmış -yor biçimini almış. Bu dil ölü olmadığı için sürekli kendine geliştirmek istediğinden durmamış, kısalmayı sürdürmüş. Gidiyorum diyenlere nere gidiyon demiş. Nereye varıyorsun olmuş havaryon: hara (nere) varıyorsun (varyon)<br />
<br />
Bunlar dilin gelişimidir, bu nedenle her bir ağızda konuşulan bildik, arı Türkçedir. Yörüklerin ağzı ortak ağız seçilseydi, kimbilir İstanbul ağzını eleştirenlere yazıyor olacaktım. Kuşkum yok; İstanbul ağzına da diyeceklerdi çox uzadıyon sözü&#8230;<br />
<br />
<strong class='bbc'>Gökbey ULUÇ</strong><br />
<span style='font-size: 8px;'>turkcesivarken.com/geliyom-gidiyom-demek-dili-bozar-mi/</span><br />
____________<br />
[1] Iğdır&#8217;da İstanbul ağzı ile konuşmaya çalışanlara söylenen söz, damga.<br />
[2] Azerbaycan, İran ulayı Ardahan, Iğdır, Kars gibi yerleşim bölgelerinde konuşulan Türk diline verdiğim genel ad.]]></description>
		<pubDate>Thu, 06 Jan 2011 00:55:55 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/95241-geliyom-gidiyom-demek-dili-bozar-my/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Sonradan Türeyen Sesler Üzerine</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/95240-sonradan-tureyen-sesler-uzerine/</link>
		<description><![CDATA[Dilimizin şöyle bir özelliği var; <strong class='bbc'>c, ğ, j, l, m, n, r, z</strong> sesleriyle başlayan öz sözcük olamaz. Bunun nedeni; bu seslerin Türk diline sonradan katılmış olmalarıdır.<br />
<br />
Latin damgalarında /ç/ sesi /c/ &#8216;den sonra gelmektedir. Bunun yanısıra /c/ damgasının altına eklenen çentik ile simgelenmektedir. Böyle olması, /ç/&#8217;nin sonradan türemiş bir ses gibi algılanmasına neden oluyor. Oysa, öz olan /ç/&#8217;dir. Yumuşayarak ortaya çıkanı ise /c/ &#8216;dir. Söz başlarında yumuşamaya pek denk gelinmediği için de, /c/ ile başlayan bir iki söz dışında geriye kalanların tümü yaddır.<br />
<br />
Yumuşak g /ğ/, /g/ sesinin yumuşamış, <strong class='bbc'>yok olmuş</strong> biçimidir. Türkiye Türkçesinde kendinden önceki ünlüyü uzatmakta kullanılır. Yazı birliği için damgalıktan çıkarılmamıştır. Yoksa, ağaç yerine aaç, boğa yerine booa yazacak, en azından Azerbaycan Türkçesi ile arayı açacaktık. Gerçi Gagavuzlar, Lâtin yazısına geçtiklerinde /ğ/ sesine yer ayırmadılar, bizle de arayı açtılar.<br />
<br />
İçinde /j/ olan sözlerin tümü yad kökenlidir. Dilimize katılan en son sesdir kendisi. Her ne denli batıda kendine yer edinmişse de, iç ve doğu Anadolu&#8217;da /j/ sesi yerine /c/ dendiği bilinen gerçektir. Örneğin <strong class='bbc'>candarma</strong> sözü&#8230;<br />
<br />
Türk damgalarından kesin bildiğimiz /l/ sesi, el&#8216;e benzetilerek türetilmiştir. Dilimize sonradan girip girmediği konusunda kesin yargım yok ancak, bu sesle başlayan sözcüklerin hiç biri bizim değildir. Hatta /l/ sesiyle sözcük başlamaz kuralı öylesine benimsenmiştir ki, yad sözler bu kurala uydurulmaya çalışılmıştır. Çalıştırılmıştır derken, birileri kendi keyfine göre yapmıyor bunu kuşkusuz. Bunu yapan, Türkçenin doğal dil yapısıdır. Anadolu kişisinin ayrımında olmadığı dil bilincidir. Bu yüzden <strong class='bbc'>limon </strong>yerine <strong class='bbc'>ilimon </strong>demek yanlış konuşma değil, olması gerekendir.<br />
<br />
Eskiler çadır kurar, içinde yaşarlarmış. Onların ev&#8216;leri öyleymiş. Damga oluştururken de, /ev/ damgasını çadıra benzetmişler. Başında bir çatı, alt kısmında da destekleri. Damgada da olduğu gibi böyle. Bilmemiz gereken; günümüzdeki /v/ sesinin /b/ sesinden dönüştüğüdür: eb &gt; ef &gt; ev. Ancak ilgimizi çeken, /m/ damgası için çok uğraşılmaması, /b/ damgasının yan yatırılıp olduğu gibi kullanıma sokulmasıdır. Dudaksı seslerin (b, m, p) çıkış yerleri bir olduğundan bunların kendisi arasında geçişleri olur; dilbilimde de nöbetleşme denir buna. Örneğin ben deriz ancak Azeriler men der. Bin deriz ancak kimi eski yazmalarda min biçiminde de görürüz. Bu tür birkaç istisna dışı /m/ ile başlayan sözler bizim değildir. Örneğin <em class='bbc'>maliye, manzara, mağaza</em>&#8230;<br />
<br />
Sonradan türeyip türemediği konusunda kesin yargı veremeyeceğim seslerden biri de /n/ &#8216;dir. Ancak kesin olan bu sesle başlayanların, &#8220;ne&#8221; ve türevleri &#8220;neden, neyse, nasıl (ne asıl), nerede&#8221; dışında tümünün yad sözcük olduğudur. Bu sıradışılığın nedeni, günümüzde yitmiş olan /ny/ sesidir. İspanyolcada /n/ damgası ile varlığını sürdürmektedir.[1] Bu yüzden bu istisna dediğimiz sözler eskiden; nye, nyeden biçiminde idi. Böyle bakınca istisna demek yanlış oluyor bir bakıma.<br />
<br />
El damgasının kollarından aşağı çekilen küçük çentiklerle /r/ damgası türetilmiştir. Bugün için bile r~l değiştokuşlarından söz edebilmekteyiz. Örneğin otururlar yerine oturullar deyişi gibi. Doğu illerimizde ulayı Azericede böyle çok sayıda örnekleri vardır. Bunun yanısıra, /r/ sesi ile olan yad sözcükler de, tıpkı /l/ sesinde olduğu gibi başına /i-ı/ ekle, kullan kuralına göre söylenmektedir: ıramazan, iradyo&#8230;<br />
<br />
Sonradan türeyen ancak kendisiyle söz başlatan seslerden biri de /ş/ &#8216;dir. Eski yazmalarımızda türlü türlü gördüğümüz /ş/ damgası, Orkun yazıtlarında açıkça /ç/ damgasının 180 derece dönderilip ortasına çekilen doğrusal bir çizgi ile oluşturulmuştur. Aynı sözü /l/ damgasından da türemiştir diye yineliyebiliriz. Ancak daha olası köken /lç/ sesinin evrilmesi ile oluştuğudur. Balç &gt; baş örneğinde olduğu gibi geçişi bitiren sözlerin yanısıra, alç + ak : alçak, alçaguluk (alç&gt;aş) &gt; aşağuluk &gt; aşağılık gibi eski biçimini de koruyan sözlere ek olarak geçişe uğramayan ölç, yalçın gibi sözcükler de bulunmaktadır. Geçiş olsaydı ölç sözcüğü öş, yalçın sözcüğü de yaşın olacaktı.<br />
<br />
Nedendir bilinmez, belki de bir akımdan dolayı olmuştur; sözcük sonundaki /r/ seslerini arı gibi vızıldatmak. Böylece, Ana Türkçe&#8217;de *höör <sup class='bbc'>[2]</sup> olan sözcük Eski Türkçe dediğimiz Orkun yazıtlarının yazıldığı dönemlerde ööz biçimini alır. Günümüzdeki öz sözcüğüdür bu.<br />
<br />
Turfan yazmalarında kullanılan /z/ damgası, ara geçişin en açık kanıtıdır.[3] Açıkça /ar/ damgasının sağ kısmından yukarıya doğru bir çizgi çizilmiş sonra sola doğru kıvrılmıştır. Sonraki yazmalarda ise, /ar/ damgasının yine sağına ancak bu kez aşağıya doğru çizgi çekilmiş ne var ki kıvrılma yapılmamıştır. Böylece en son biçimini almıştır.<br />
<br />
<img src="http://forum.tabut.net/uploads/monthly_01_2011/post-2-0-36103800-1294274925.png" class='bbc_img linked-image' alt="Eklenen görüntü: monthly_01_2011/post-2-0-36103800-1294274925.png" /><br />
<span style='font-size: 8px;'>Bediz 1 : Turfan yazmalarında kullanılan, ara geçiş örneği olarak verilebilecek damgalar.</span><br />
<br />
<strong class='bbc'>Sonradan ortaya çıkan seslerin simgelenmesi için oluşturulan damgalarda çok da özenilmediğini, o sesi andıracak başka bir nenin simgeleştirilmediğini görüyoruz. </strong>Bugün Lâtin damgalarının orasına burasına çizgiler, benekler eklenerek nasıl yeni damgalar türetiliyorsa eskiden de o biçimde türetmişler. Bir damgayı yan yatırmışlar yeni sesi karşıla demişler, bir başkasının ortasına çizgi çekilmiş, bir başkasına ise benek eklemişler. Örneğin Turfan yazıtlarında /es/ damgasının üzerine bir benek eklenerek /ş/ sesinin karşılandığını görüyoruz.<sup class='bbc'>[3]</sup><br />
<br />
<strong class='bbc'>dipçe:</strong><br />
<span style='font-size: 8px;'>[1] Bizimkinde /ng/ sesini vermek için kullanılıyor.<br />
[2] Çok eskiden sözcük başlarında /h/ sesi de vardı. Ne var ki, köylü dili dediğimiz yerlerde yaşamını sürdürmekte&#8230; Anahtar anlamına gelen açar sözü haçar, şimdi anlamına gelen indi sözcüğü hindi biçiminde söylenmektedir.<br />
[3] Damga kökenleri için şu bağlantıları inceleyiniz:<br />
<a href='http://kokturukce.blogspot.com/2009/07/turfan-yazmalar-icin-okuma-denemeleri.html' class='bbc_url' title='Harici bağlantı' rel='nofollow external'>Göktürkçe Araştırmaları: Turfan yazmaları için okuma denemeleri</a> (ara geçiş örneği olarak bu yazmada kullanılan /z/ damgası incelenebilir)<br />
<a href='http://kokturukce.blogspot.com/2008/09/gktrk-yazlarnn-harflerinin-kkeni-4.html' class='bbc_url' title='Harici bağlantı' rel='nofollow external'>Göktürkçe Araştırmaları: Göktürk Yazılarının (Harflerinin) Kökeni</a><br />
<a href='http://kokturukce.blogspot.com/2009/05/orkun-damgalarnn-birbirine.html' class='bbc_url' title='Harici bağlantı' rel='nofollow external'>Göktürkçe Araştırmaları: Orkun damgalarınıñ birbirine olan benzerlikleri üzerine...</a><br />
<a href='http://kokturukce.blogspot.com/2009/05/at-damgasnn-kokeni-uzerine-calsma.html' class='bbc_url' title='Harici bağlantı' rel='nofollow external'>Göktürkçe Araştırmaları: "at" damgasınıñ kökeni üzerine çalışma...</a></span><br />
<br />
<span style='font-size: 8px;'><strong class='bbc'>Makalenin bir önceki kaynağı ve yazar bilgisi için <a href='http://turkcesivarken.com/sonradan-tureyen-sesler-uzerine/' class='bbc_url' title='Harici bağlantı' rel='nofollow external'>şurayı tıklayın</a>.</strong></span>]]></description>
		<pubDate>Thu, 06 Jan 2011 00:51:41 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/95240-sonradan-tureyen-sesler-uzerine/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>En çok neyi yanlış yazıyoruz?</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/93306-en-cok-neyi-yanlyth-yazyyoruz/</link>
		<description><![CDATA[Türk Dil Kurumuna göre doğru yazılışı ''egzoz'' olan sözcüğün, sanayi sitelerindeki tabelalarda farklı şekillerde yer alması hem ilginç, hem de komik görüntüler oluşturuyor.<br />
<br />
İçten yanmalı motorlarda yanan akaryakıtın boşaltılmasını sağlayan düzeneğe verilen isim olarak tanımlanan egzoz, İngilizce'de ''exhaust'' olarak kullanıyor.<br />
<br />
Türkçe'deki kullanımı ise Türk Dil Kurumuna göre ''egzoz'' olarak belirtilen sözcüğün, özellikle sanayi sitelerindeki iş yerlerine ait tabelalarda birbirinden farklı şekilde yazılması dikkat çekiyor.<br />
Trabzon Sanayi Sitesindeki iş yerlerinin çoğunda ''egzoz'' kelimesinin yanlış yazıldığı gözlendi. Sitedeki bir iş yerine ait iki ayrı tabelada ''egzoz'' kelimesinin hem birbirinden farklı hem de yanlış yazılması örneklerden sadece birini oluşturuyor. Sitede yer alan çok sayıdaki tabela üzerinde doğru kullanımı ''egzoz'' olan sözcüğün yerine, ''egzost, eksöz, eksoz'' yazılması hem ilginç hem de komik görüntüler oluşturuyor.<br />
 <br />
<br />
<strong class='bbc'>İnternette tartışma konusu oldu</strong><br />
<br />
Sözcüğün yazımı konusunda internet üzerindeki paylaşım sitelerinde farklı görüşler savunuluyor.<br />
<br />
Paylaşım sitelerinden Facebook'ta bir tartışma grubunda sözcüğün tartışılması için açılan <strong class='bbc'>''İddia ediyorum en çok farklı şekillerde yanlış yazılan sözcük budur: EGZOZ'' </strong>bu tartışmalardan yalnızca birisi.<br />
<br />
Konuyu başlatan Ömer Kurt isimli kişi, <strong class='bbc'>''Doğru yazana çok ender rastladım. Benim anlayamadığım konu ise bu yazım şekilleri ile iş yeri ruhsatı alırken oradaki görevliler 'bunun doğru yazılışı egzoz, başka türlü isim alamazsın' niye demiyorlar'' </strong>ifadelerini kullanırken, tartışmaya katılan diğer bir kişi Michelle Sinikkaya ise <strong class='bbc'>''Bu kelimenin İngilizce aslı ''exhaust'' ve Türkçe'ye en yakın egzost olarak yazılması gerekir'' </strong>düşüncesini savunuyor.<br />
<br />
Batı kökenli sözcüğün okunuşu ve yazılışı sırasındaki en çok hataya düşülenleri arasında ise şunlar yer alıyor:<br />
<strong class='bbc'>''Egzos, egsoz, egsos, ekzoz, ekzos, eksoz, eksos, egzozt, egzost, egsozt, egsost, ekzost,eksozt, eksost, eksöz''<br />
<br />
<br />
<a href='http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=160716' class='bbc_url' title='Harici bağlantı' rel='nofollow external'><em class='bbc'><span style='font-size: 8px;'>http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=160716</span></em></a></strong><br />
<br />
]]></description>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 11:40:05 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/93306-en-cok-neyi-yanlyth-yazyyoruz/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Her gün bir yazım kuralı</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/93294-her-gun-bir-yazym-kuraly/</link>
		<description><![CDATA[<ul class='bbc'><li><span style='color: #000000'><span style='font-family: Georgia'>Yer adlarında kullanılan batı, doğu, güney, kuzey, aşağı, yukarı, orta, iç, yakın, uzak kelimeleri ayrı yazılır: <span style='color: #FF0000'><em class='bbc'>Batı Trakya, Doğu Anadolu, Güney Kutbu, Kuzey Amerika, Aşağı Ayrancı, Yukarı Ayrancı, Orta Doğu, İç Asya, Yakın Doğu, Uzak Doğu.</em></span></span></span></li></ul>]]></description>
		<pubDate>Sat, 24 Jul 2010 12:13:52 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/93294-her-gun-bir-yazym-kuraly/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Anlambilim (Semantik)</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/90161-anlambilim-semantik/</link>
		<description><![CDATA[<!--sizeo:3--><span style="font-size:12pt;line-height:100%"><!--/sizeo-->İçindekiler:<!--sizec--></span><!--/sizec--><br /><ul><li>Anlambilim                                (Semantik)<ul><li>Sözcükte                                  Anlam</li><li>Genel                                  ve Özel Anlam</li><li>Somut                                  ve Soyut Anlam</li><li>Temel                                  (Ana) ve Yan Anlam</li><li>Gerçek                                  ve Mecaz (Değişmece) Anlam</li><li>Eş                                  Anlamlılık</li><li>Yakın                                  Anlamlılık</li><li>Çok                                  Anlamlılık</li><li>Eş                                  Adlılık (Eş Seslilik)</li><li>Karşıt                                  Anlamlılık</li></ul> </li><li>Anlam                                Değişmeleri<ul><li>Anlam                                  Daralması</li><li>Anlam                                  Genişlemesi</li></ul></li></ul><br /><!--sizeo:1--><span style="font-size:8pt;line-height:100%"><!--/sizeo--><!--coloro:#808080--><span style="color:#808080"><!--/coloro-->bu bilgiler, dilimiz.gen.tr/dilbilgisi/anlambilim/index.html sayfasından alındı.<!--colorc--></span><!--/colorc--><!--sizec--></span><!--/sizec-->]]></description>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 15:44:10 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/90161-anlambilim-semantik/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Yoğunlama</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/89167-yodhunlama/</link>
		<description><![CDATA[<i>Mehmet Yalçın*<br /></i><br /><br /><br /><div align='center'> <br /><br /><b>Yoğunlama</b><br /><br /></div><br /> <br /><br />Türk Dili Dergisinin Mayıs - Haziran 2008 sayısında çıkan yazımın başlığı Yeğnileme idi. Bu sözcüğün karşıt anlamlısı olarak da yoğunlama önerilebilir. Ağır kaçacak bir kavramı yumuşatmaya yönelik dil öğeleriyle anlatma yordamına yeğnileme dersek, yoğunlama'ya da, tam tersine, olağan bir kavramı çarpıcı kılmaya, yani ağırlaştırmaya yönelik bir değişmece olarak düşünebiliriz. Örneğin eleştiri yerine linç ya da yargısız infaz, laiklik yerine allahsızlık, vb. denilmesi bu anlamda bir 'yoğunlama'dır.<br /><br />Yoğunlama'nın Fransızca karşılığı hyperbole, yani bizde yalnızca geometrideki anlamıyla bilinen hiperbol... Tahsin Saraç, Fransızca -Türkçe sözlüğünde bir değişmece türü olarak hyperbole'ün karşılığına abartma demiş. Ama bu sözcük, başka bağlamlarda da kullanılabilen sıradan bir dil göstergesi sayılacağından, yogunlama bir terim niteliğine daha uygun görünüyor. Kaldı ki bir fizik terimi olarak yoğunlamii diye bir sözcük de var. Meydan Larousse onu yoğunlaşmak eyleminden türetilmiş &#8220;yeni&#8221; bir sözcük olarak sunuyor ve tanımı için anlamdaşı saydığı yoğunlaşma'ya gönderiyor; bir fizik terimi olarak anlamını "Bir buharın sıvı ya da katı hale gelmesi" biçiminde tanımlıyor, "Yoğunlaşma, buharın sıkıştırılması veya soğutulmasıyle sağlanır" diye de bir örnek veriyor. Aynı kavram imgesi soyut olgulara da uygulanabilir.<br /><br />Kaçamak anlatımlar:<br /><br />Mümtaz Soysal 21 Haziran 2008 günlü Cumhuriyetteki AÇI köşesinde "Yatırımlar" başlıklı yazısına şöyle başlıyordu: "Ekonomi biliminin hiçbir kavramı 'yatırım' kavramının bugünkü Türk toplumunda çarpıtıldığı kadar çarpıtılmamıştır. / Kitaplar, ekonomik ya da ticari kuruluşların üretim gücünü ya da hizmet düzeyini arttırmak amacıyla o kuruluşlardaki aktif değerlere ekleme yapmak, para yatırmak diye tanımlar yatırımı. Şeker üretimini arttırmak ya da demiryolu şebekesini uzatmak için para ayırıp onu bu amaçlar için kullanmaktaysanız yatırım yapıyorsunuzdur."iii Kurumsal, toplumsal ve sürekli olmaktan çok, bireysel ve fırsatçı bir etkinlik biçiminde kavranan sözde yatırım anlayışına bildiğimiz örnekleri sıraladıktan sonra, yazısını şu gözlemle sürdürüyor Soysal: "Geçenlerde, bir çeşit 'yatırımcılık' yapan kuruluşlardan birinin uzmanı, bir toplantıda konuşurken gurur verici bir şey anlatırmış gibi, 'Yüz milyon yatırmak üzere İstanbul'a getirdiğim bir Yunan yatırımcı parasını dört yıl içinde dört milyara çıkararak gitti diyerek ülke ekonomisine katkısıyla övünmekteydi". Ve şu soruyla bitiriyordu yazısını: "Ülkenin üretim kapasitesine para yatırmayana yatırımcı denir mi?"<br /><br />Soysal'ın bu açıklamasından anlaşıldığı gibi, yatırım, toplum adına ileriye yönelik değerler yaratma yönünde para yatırma olayıdır; Kişisel değil, toplumsaldır. Oysa gerçek yatırımların durduğu ülkemizde, olabildikçe kısa sürede olabildikçe daha çok para kazanma uyanıklığına yatırım deniliyor. Bu anlamda kullanılan yatırım sözcüğü tam anlamında bir yogunlama örneğidir. Tersi de şu: Birisinin bir gecede elde ettiği birkaç milyonu anlatmak için kullanılan "ekmek parası" ya da "çoluk çocuğun nafakası" deyimleri birer yeğnileme'dir.<br /><br />Burada amacım ekonomik eleştiriden çok, bir başka değişmece türüne, yani iki karşıt kavramın ikincisine ilgiyi çekmektir. Ayrıca yeğnilemeve yoğunlama arasındaki eytişimsel (diyalektik) ilişkiyi de vurgulamak istedim.<br /><br />]]></description>
		<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 09:05:08 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/89167-yodhunlama/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Mektuptan Şiire, Şiirden Denemeye</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/89166-mektuptan-thiire-thiirden-denemeye/</link>
		<description><![CDATA[<i>Osman Bolulu</i><br /><br /><br /><b><div align='center'><br /><br />Mektuptan Şiire, Şiirden Denemeye</b><br /><br /><br />(Anadili ile düşünüş dizgesi edinmek üstüne)<br /><br /><br /><br /><br /></div><br /><br /><br /><br />Doğduğum köyden, Köy Enstitüsüne gitmek için, 67 yıl önce ayrıldım. Nüfus kaydım orada. Her gidişimde içimde bir şeyler kopuyor: 29 Ekimlerde, çevre köylerle birlikte yapılan görkemli törenler yok. Köyün, yarısından çoğu, iş kulu olmak için, dünyanın dört bucağına savrulmuş. Köyden Menzil Şeyhi'ne, çoluk çocuğunun ekmek parasını götürmeyi, ibadet sayanlar görülüyor. Cumhuriyetçi köyüm cemaatlaşıyor. Umarı, öte dünyada arayanlar çoğalıyor. Benim, 1940'larda yararlandığım eğitim, fırsat eşitliğninin yolları kapalı artık halk çocuklarına. Onlara: "Siz,emeğinizi satmak için gideceğiniz adresi, kandırıcı reklamı ve yalanı okuyabilin, o yeter size." Eğitim saptırılıyor bütün öğretim kurumları, dinselleştiriliyor. Köyümden, halkımızdan utanır oldum. Bu yazıyı; "Bakın, ben bir Köy Enstitülü olarak, neler yaptım?" böbürlenmesi için yazmıyorum. Laik, usçu eğitimden sapışın acısını -uyarısıyla birlikte- sizinle bölüşmek istiyorum.<br /><br /><br />Mektup ne zaman girdi sözlüğüme? 1940'larda, Etiler çağını aşamamış - bir dağın kıstağına tünemiş, yolsuz izsiz- köyümüze, postanelerde gün üstüne gün saymış, asker mektupları gelirdi. Okutturacak adam arardı analar, babalar, bacılar. Yalnızca onlar mı, konu komşu toplanırdı başıma, ibadete durur gibi, mektuptan aktarılacak sözü beklerlerdi. Sözün büyüsünü bilirler miydi, habere mi açarlardı kulaklarını? Kısık dünyalarının dışına özlemleri miydi, bir avuçluk çocuğun önünde, onları, saygıyla dinleyişe geçiren? "Yazı"nın beyinsel /düşünsel /dilsel gücünü; gerçek uygarlığın yazı ile başladığını, nasıl bilebilirdim o yaşta? Yazının kalıcılığının, sözün büyüsünün tohumu, o günlerde serpilmiş olmalı beyin toprağıma?<br /><br />Mektup yazmayı, yanıtını almayı, ne zaman tanıdım? 12 yaşımda okumak için gurbete çıkınca: Köye yazdığımız mektupların yanıtını alırdık, ara sıra. Yeniyetmelik çağımızın kızlarına, - şimşek yalazı gibi çakar çakmaz kayıp sönen- bakışlarımız, onların gözündeki kısık parıltılar, birer gözel i mektuptu da, yazılısına geçebilir miydik, hemencecik?... Nerde?... Sınıfta kızlarla yan yana otururduk, aynı masada doyunurduk. Birlikte, kol kola halaya durur, bir ağızdan türküler söylerdik. Ne kızların, ne bizim üstümüzden ana baba gölgesi eksilmişti. Köy Enstitülerinde, köyün kentin geleneksel baskısından biraz uzaktık. Ama bütünüyle üstümüzden silinmiş miydi, o kuşatma? O birlikte edimlerde, içimizden depreşenleri, nasıl dile dökebilecektik? Domurup patlayacak birer çiçek kozasıydık, karanfil ağızlı açacağımız mevsimi arar gibiydik. Yeniyetmelik çağı; ergenliğe tırmanışın uç vermesi şaşkın bir aranış! Kendini bulamamışlıkta çalkanış! Burkuntularınızda dönelerken sizi, şaşılanmış sanırlar. Dellendi bellenen, kendisini, gayrıya nasıl açık etsin?...<br /><br />Kızlar sağ olsun, - Onlar da, oğlanlar sağ olsun, diyorlardır.- yeniyetmeliğin kanı, damarlarımızı kabartmaya başladığında, onlar düşürdü, mektubu gündemimize. Yüreğimizin gümbürtüsünü, kösnülden tepen iç sesimizi ulaştırmak için kırmızı ya da yeşil kalemlerle mektup yazardık onlara. Bulabilirsek, pembe kâğıdı yeğlerdik: Kanımızı delirten coşkunun, kösnül eğilimlerimizin koyuluğunu, çifte vurgulamak için; bulabilirsek, özellikle kırmızı kalemle yazardık. Yazardık, yazardık da, ulaştırmak kolay mıydı?<br /><br />Falanın kızı, filanın oğluna bakıyormuş" diye aşkı, içinin burgacına iteleyen köylülükten gelmiş kız, nasıl kabul etsindi, şıppadak, mektubu? Aşkları, bahar yağmuruyla yeşermeye başlayacakken, Anadolu bozkırının haziranında yanmış çiçekler gibi kavrulan ve bir daha yeşermemesine, yüreklerinin derinine düğümlenen köyün çocuklarında, mektubunu açıktan sunma yürekliliği, ne gezerdi?<br /><br />Kızların gözünde, kabul yansılanırsa, kıyıda köşede, kimseye çaktırmadan kızın eline sıkıştıracaktınız, mektubunuzu. Kız, içindeki yangına yenilmişse, uzaktan uzaktan, çekinser bakışlarınızda, ikiniz de içten içten yanacaktınız: Kızıl karanfillerin ışığını çakımlandıran gözünüzü karışınızdakine yöneltmişken, hemen bakışlarınızı yere indirerek, dayanamayıp yeniden,iki gözünüze binlerce gözün parıltısını yoğunlaştırıp ona doğrultarak, yüzünüz ateşler içinde alı al, moru mor... Namlu önündeki tavşan ürkekliğiyle, çevrenizden sakınarak.]]></description>
		<pubDate>Wed, 25 Nov 2009 08:59:45 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/89166-mektuptan-thiire-thiirden-denemeye/</guid>
	</item>
	<item>
		<title><![CDATA[İleti&#8217;nin Anlamı]]></title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/88580-yleti%26%238217%3Bnin-anlamy/</link>
		<description><![CDATA[Mehmet Yalçın*<br /><br /><br /><div align='center'><b>İleti&#8217;nin Anlamı</b><br /></div> <br />  <br /> <br /> <br /><br />İleti ve mesaj:<br /><br />İleti sözcüğü özellikle bilgisayarın ileteç uygulamasında iyiden iyiye yerleşti. Yani daha çok bir terim olarak (Burada, Türkçe çevrimli bilgisayarda kullanılan sözcük dağarcığını belirleyenlerin öz Türkçeye verdikleri önemi vurgulamadan geçmeyeceğim.)... Onun eşanlamlısı gibi kabul edilen mesaj&#8217;ın kullanımı ise daha yaygın: Yalnızca uygulayım (örneğin cep telefonuna özgü yazılı iletişim) alanında değil, gündelik dilde de geçerli. Ama Türkçede kullanıldığı biçimiyle bu iki sözcük birbirinin yerine geçmiyor: Eşanlamlı görünüyorlar, ama eşdeğerli değiller. Oysa aynı Fransızca sözcük (message) gündelik dilde de uygulayım ortamında da geçerliii; ayrıca dil kuramlarında da bir terim olarak önemli bir yer tutuyor.<br /><br />İzleyebildiğim kadarıyla mesaj&#8217;a gündelik dilde yüklenen anlam, bağlamına göre değişebiliyor. Buna iki örnek verelim. Birisi şu: "Topluma nasıl bir mesaj vermek istersiniz?" gibi bir bağlamda aşağı yukarı öğüt, öneri, yönlendirici bilgi, vb. anlamında bir içeriktir. Öteki de, bir kimsenin anlatım biçiminden ya da davranışından çıkarılan ve "Mesaj alınmıştır" ya da "Anlayan anlar" biçiminde dile getirilen, dolaylı, çoğu kez de yoruma bağlı bir anlam.<br /><br />Görüldüğü gibi, ne Türkçede kullanılan iki sözcük (ileti ve mesaj) ne de her ikisi ile Fransızca (message) arasında tam bir denklik var. Bu değişikliğin doğal karşılanması gerekir. Bu tür yazılarımda belirttiğim bir durumu burada da yineliyorum: Bir dil topluluğu onlara hangi anlamı vermişse o geçerlidir: Anlamını da, kullanım yerini de, söyleyiş biçimini de değiştirebilir, değil mi ki dil göstergeleri nedensizdir. Bir dil göstergesinin varlık ve işleyiş biçimi, onu kullanan dil topluluğunun benimsemesi dışında doğal ya da uygulayımsal bir nedene dayanmaz. Yeter ki biri ile öteki birbirine karıştırılmasın. Bir bakarsınız "yanlış" dediğimiz bir kullanım biçimi yaygınlaşarak benimsendiği ölçüde "doğru"ya dönüşür. Buna bir diyeceğim yok.<br /><br />Benim çekincem, gündelik dilin sözcük dağarcığı ile kavram dillerine özgü terimceler arasında bir ayrım gözetilmemesi üstünedir: Birinci türe giren sözcüklerde anlamı belirleyen şey, sözlük ya da kavram bilgisinden çok, kullanıldıkları bağlamlardır. Bu açıdan, bir sözcük ne denli değişik bağlamlarda kullanılıyorsa, o denli değişik anlamları var demektir. Oysa terimlerde böyle bir olanak yok: Her terim, tanımı kesinleşmiş ya da öyle olduğu varsayılmış bir kavramın karşılığıdır. Örneğin her isteyen üçgen, dörtken, açıortay, vb. gibi terimleri, sıradan birer sözcükmüş gibi dilediği bağlamda kullanamaz; kullanırsa, bilgisizliğindendir.<br /><br />İleti&#8217;nin yalnızca bir terim olarak değil, gündelik dilin bir sözcüğü olarak mesaj&#8217;ın yerini almasını dilerdim, çünkü ses biçimine bağlı olarak çağrıştırdığı temel kavram ("iletilen anlamlı bütün") her kullanımında yönlendirici olur ve kimi anlam belirsizliklerini önleyebilirdi. Tıpkı Batı toplumlarında message sözcüğünün kullanımında olduğu gibiiii. Ama ben burada ileti sözcüğünü genel dil ve iletişim kuramları çerçevesinde ele alacağım.<br /><br />İleti ve bildiri:<br /><br />Berke Vardar ve arkadaşları Açıklamalı dilbilim terimleri sözlüğü'nde message karşılığında öncelikle bildiri, onun eşanlamlısı olarak da ileti terimlerini önermişler:<br /><br />İleti maddesinde "Bak. bildiri" deniliyor, Bildiri maddesinde de şöyle bir tanım yapılıyor: "(...) Dilsel bildirişim eyleminde konuşucunun belli bir düzgüye uygun olarak oluşturup dinleyiciye yönelttiği göstergesel bütün. (İleti de denir.)"iv<br /><br />Bu iki tanıma koşut olarak, communication karşılığında da bildirişim ve iletişim terimleri önerilmiş ve Bildirişim'e öncelik verilerek, İletişim onun eşanlamlısı olarak gösterilmiştir. Yani İletişim maddesinde "Bak. bildirişim" denilmiş ve Bildirişim maddesinde de belirttikleri kavram tanımlanmıştır.v Oysa bu iki terim de, dil kuramları bağlamında aynı communication teriminin karşılığıdır.<br /><br />Andığım sözlük yazarları bu terimleri yalnızca doğal dile özgülemiş olacaklar ki, bildiriye bildirişim terimlerini yeğlemişlerdir. İleti ve İletişim'i seçselerdi, dildışı iletişim dizgelerine de uygulanabilirdi diye düşünmüş olabilirler.vi Oysa bildiğimiz Batı dillerinde bu terimsel ikilik yok: Bildiri ya da ileti karşılığında message, bildirişim ya da iletişim karşılığında communication var. Ama her ikisi de yalnızca doğal dile özgü değil, dildışı her türlü iletişim dizgeleri için de geçerlidir.<br /><br />Yine aynı şeyi söyleyeceğim: Batı kaynaklı bir terimin içerdiği değişik kavramlar için Türkçede ayrı terimler kullanmanın sakıncası olmayabilir, ama tutarlı olmaları da bir o ölçüde önemlidir. Communication en geniş anlamında, doğası ve içeriği ayrıca tanımlanabilecek, düzgülenmiş (kodlanmış) ya da özgün bir değerle yüklenmiş her türlü nesne alışverişini belirtmek için kullanılan bir sözcüktür. İşte bu "nesne" denilen olgu, ille de doğal dil öğeleriyle kurulmuş ve bir alıcıya yönelik bilgiyle yüklenmiş bir söz olmayabilir: Bir yontu, bir tablo, bir armağan, bir ezgi, vb. de olabilir.<br /><br />Böyle bir tanıma uyan bir kavramı belirtmek için kullanılacak terim bildiri mi olmalıdır, yoksa iletimi? Birincisi bildirmek, ikincisi iletmek eyleminin türevidir. Yukarda da anımsattığım gibi, ilke olarak terim niteliğindeki sözcükler nedenlidir, güdümlüdür: Anlatımın biçimi genellikle içeriği tanımlar. Bu yazının konusu, işte bu ikinci eylemin anlamıyla uyumlu bir ileti'dir. Bildiriye gelince, o ileti&#8217;nin dilbilimsel karşılığı gibi düşünülebilir, ama onunla eşdeğerli sayılmaz: Çünkü ileti kavramı bildiriyi içerir, ama tersi doğru değildir.<br /><br />Batı dillerinde (örneğin Fransızcada) iletişim ile ileti'nin dilsel anlamlarını vurgulamak için communication linguistique (dilsel iletişim) ve message linguistique (dilsel ileti) deyimleri kullanılır.vii Ama dilbilimsel bir konu işleniyorsa, linguistique sıfatına gerek kalmıyor.<br /><br />Genel dil kuramlarında message saltık bir terimdir, çünkü dilsel ya da dildışı iletişim işlevi yapabilecek her türlü anlamlı bütüne uygulanır. Buradaki "anlamlı" nitelemesini, ileti'nin yalnızca "dilsel anlamla sınırlı olmadığını belirtmek için, belirli bir değerle yüklü biçiminde de anlatmaya çalıştım yukarda.<br /><br />Şiirsel ileti:<br /><br />"Özgün bir değerle yüklenmiş bir nesne olarak ileti, "ille de doğal dil öğeleriyle kurulmuş ve bir alıcıya yönelik bilgiyle yüklenmiş bir söz olmayabilir: Bir yontu, bir tablo, bir armağan, bir ezgi, vb. de olabilir" dedim yukarda. Bir şiir bile olabilir, çünkü şiirsel söz herhangi bir bilgi ileten bir söz olarak değil, orada yaratılan ve doğal dil işlevi dışında bir değer taşıyan yapısal ya da biçimsel bir nesne'dir. Söz sanatlarında tanımına en uygun ileti olayı, şiir sanatında geçerlidir, çünkü orada kavramlar gibi sesler de ileti nesnesi&#8217;nde belirgin bir değer taşır.<br /><br />Gerçekten de ileti'nin kurucu öğeleri, genel olarak "sinyal" adı verilen belirtkeler&#8217;dir; yani soyut bir içerik değil, algılanan bir gerçeklik olarak duyusal nitelikte bir nesnedir: İşitseldir, görseldir, dokunsaldır, vb. Düzgü ya da kod denilen saymaca ya da özgün bir düzenleme sunduğu için anlamlıdır ya da belirli bir içeriksel değerle yüklüdür.<br /><br />*<br /><br />Bir açıklama: Şiirle ilgili ilk çalışmalarımda, ("message [poétique]" karşılığında), hiçbir zaman (şimdi bile) elimden bırakmadığım Açıklamalı dilbilim terimleri sözlüğü'nde önerilen bildiri terimini kullandım.viii Ama bu yazıda anlatmaya çalıştığım kavramsal gerekçelerden dolayı, ileti&#8217;yi ona yeğledim. Şiirin ortak paydası: Şiirbilime giriş adlı kitabımın ikinci baskısında da tüm bildiri&#8217;leri ileti'ye dönüştürdüm.<br /><br />Bildiri sözcüğünün bir bilimsel toplantıya sunulan yazılı çalışma, kamuoyuna yapılan açıklama, vb. anlamında kullanılmasının daha uygun olduğunu düşünüyorum. Örneğin bu ikinci anlamına uygun olarak, toplumda "basın bildirisi" adıyla bir etkinlik türü kurumlaşmış bulunuyor.<br /><br />Konuya ilgi duyan dilcilerin ve okurların bilgisine sunuyorum.<br /><br /><br /> <br /><br /><i><!--coloro:#696969--><span style="color:#696969"><!--/coloro-->* Prof. Dr. Mehmet Yalçın<br /><br />ii Kimi kavram ya da tanımlarda, message'la yakın anlamda, ama onunla bir ölçüde karşıtlaşan terimlere de gönderme yapılmıştır. Bu açıdan A. J. Greimas ile J. Courtes ortaklaşa hazırladıkları dil kuramları sözlüğünde, bu terim için üç değişik tanım önermişlerdir. Bunlardan ilkini bu yazı sürecinde kendimce anlatmaya çalışacağım. İkincisinde, aynı terimi, R. Jakobson'un yeni tanımlarını göz önünde tutarak, Saussure'ün dil/söz ayrımına denk düşen code/message ayrımında söz'ün karşılığı biçiminde gösteriyorlar. Üçüncüsündeyse message'ı birsözceleme terimi olarak, gösteren ve gösterilenle birlikte 'kavranan sözce'nin eşanlamlısı olarak tanımlıyorlar (Semiotique: dictionnaire raisonne de la theorie du langage, Hachette, Paris, 1979, ss. 223-224).<br /><br />iii Latince kökenine bakılırsa message, iletilen (nesne) demektir.<br /><br />iv Açıklamalı dilbilim terimleri sözlüğü, ABC Kitabevi, İstanbul-Ankara-İzmir, birinci baskı, 1988, Bildiri ve İleti maddeleri.<br /><br />v Yazıyı uzatmamak için söz konusu tanımı aktarmıyorum. Kaldı ki konumuz da bu değil. İlgilenen okurlar aynı sözlüğün Bildirişim ve İletişim maddelerine bakabilirler.<br /><br />vi Onların nasıl düşündüğünü sorgulamanın bir anlamı yok denilecek belki. Bence de yok. Ama bu olasılıklardan giderek ileti kavramını aydınlatmaya çalışıyorum.<br /><br />vii Burada dilsel'deki dil kavramı, gündelik iletişim aracı olan doğal dil anlamındadır. Roman dili, şiir dili, resim dili, müzik dili gibi kullanımlarda geçen dil ise başka bir anlam taşır. Yani Saussure'ün yaptığı langue/langage ayrımına denk düşen iki değişik kavram söz konusu. Bu iki dil kavramını belirtecek terimcemiz ne yazık ki açık veriyor. B. Vardar langage'ı dilyetisi olarak Türkçeleştirdi. Ama yetersiz. Bu sorun, ayrı bir yazının konusu olabilir.<br /><br />viii Aynı sözlüğün üç değişik yerde (i. Ü. Yabancı Diller Yüksek Okulu, Türk Dil Kurumu ve ABC Kitabevinde) çıkan baskıları elimdedir. Böyle bir çalışmayı ortaya koyan ve geliştiren, başta değerli hocam Berke Vardar'ı ve çalışma arkadaşlarını (ki benim de arkadaşlarımdır) büyük bir övgüyle ve içtenlikle kutluyorum.<br /><br /> <br /><!--colorc--></span><!--/colorc--><br /><br />Türk Dili Dergisi &#092; Eylül - Ekim 2009<br /><br />Yıl: 23<br />Cilt: 23<br />Sayı: 34</i>]]></description>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 11:41:31 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/88580-yleti%26%238217%3Bnin-anlamy/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Prospektüsün Türkçe Anlamı</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/88207-prospektusun-turkce-anlamy/</link>
		<description><![CDATA[<b><div align='center'><br /><br />Prospektüsün Türkçe Anlamı</b><br /><br /><br /><br /><br /><br /><b>Prospektüsün Türkçe meali geliyor</b><br /><br /></div><br /><br /><br /><br /><br /><br />Hastaların okumakta ve anlamakta zorlandığı ilaç prospektüslerinin yerini artık 'kullanma talimatı' alıyor.<br /><br />'Kullanma talimatı'nda ilacın nasıl ve ne için kullanıldığı, yan etkileri ve saklama koşulları gibi bilgiler yer alacak.<br /><br />"Donepezil hidroklorür beyinde predominant kolinesteraz olan asetilkolinesterazın spesifik ve reversibl bir inhibitörüdür. Donepezil hidroklorür, esas olarak merkezi sinir sisteminin dışında bulunan bir enzim olan butirilkolinesteraza kıyasla bu enzimin 1000 kat daha güçlü bir inhibitörüdür. Donepezil bu etkisiyle Alzheimer hastalığında kolinerjik nörotransmisyon yetmezliğinin neden olduğu semptomlarda ve kognitif fonksiyonlarda faydalı olabilmektedir."<br /><br />Bu cümleleri anlayabildiniz mi? Artık anlayabileceksiniz. Çünkü yakın bir gelecekte ilaç prospektüslerinde yer alan ve hastaların anlamasının mümkün olmadığı bu bilgiler artık ilaç ambalajlarında yer almayacak.<br /><br />Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü&#8217;nün Avrupa Birliği uyum sürecinde başlattığı yeni uygulama ile "Kısa Ürün Bilgisi" olarak adlandırılan prospektüslerin yerini "Kullanma Talimatı" alacak.<br /><br />Hastalara yönelik hazırlanan "Kullanma Talimatı"nda kısa, yalın, anlaşılabilir ifadeler yer alacak. Prospektüslerden daha büyük boyutta hazırlanacak "Kullanma Talimatı"nda başlıklar halinde şu bilgiler yer alacak:<br /><br />- Kullanılan ilaç nedir ve ne için kullanılır<br />- Kullanmadan önce dikkat edilmesi gerekenler<br />- Nasıl kullanılır<br />- Olası yan etkiler nelerdir<br />- İlacın saklanma koşulları<br /><br />2005 yılında çıkarılan yönetmelikten sonra başlayan uygulama ilk olarak 2006 yılında ruhsat alınan ilaçlarda uygulamaya başladı. Bu yıl sonuna kadar tüm ilaçlar için "Kullanma Talimatı" hazırlanmış olacak.<br /><br />Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü, şu anda firmalar tarafından "Kullanma Talimatı" için çok sayıda başvuru olduğunu ve tüm ilaçlarda uygulamanın başlamasının zaman alacağını belirttiler.<br /><br />"Kullanma Talimatı"larının kullanılmasıyla birlikte artık ilaçlarda prospektüsler yer almayacak. "Kısa Ürün Bilgisi" olarak da bilinen prospektüsler sadece doktorlar için hazırlanacak.<br /><br />İlaçlarla ilgili hem prospektüs hem de "Kullanma Talimatı"nı görmek isteyenler İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü&#8217;nün internet sitesinden bu bilgilere ulaşabilecek.<br /><br /><br /><br /><br /><i><!--sizeo:1--><span style="font-size:8pt;line-height:100%"><!--/sizeo--><!--coloro:#c0c0c0--><span style="color:#c0c0c0"><!--/coloro-->haber.mynet.com/detay/guncel<!--colorc--></span><!--/colorc--><!--sizec--></span><!--/sizec--></i>]]></description>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 18:10:23 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/88207-prospektusun-turkce-anlamy/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Enginlere Sığmayan Türkçe Sevgisi...</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/86955-enginlere-sydhmayan-turkce-sevgisi/</link>
		<description><![CDATA[<!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto--><i>&#8220;</i><i>Büyükler</i><i>&#8221;</i>imizin Türkçe sevgisinin enginlere sığmadığını, 115 ülkeye uzandığını görmek, kuşkusuz bizi de sevindirdi. <i>&#8220;</i><i>Hoca Efendi</i><i>&#8221;</i>nin <i>&#8220;</i><i>Türkçe olimpiyatları</i><i>&#8221;</i>nın yedincisine bu yıl birçok TV çok yer ayırdı. Bu kez <i>&#8220;</i><i>Hoca Efendi</i><i>&#8221;</i>nin adı, geçen yıllardaki gibi açıkça ve sıkça geçmedi; üstü açık ya da kapalı selamlar yollandı; <i>&#8220;</i><i>şükran</i><i>&#8221; </i>sunuldu. Birçoğu, Türkçeyi bizim kimi <i>&#8220;</i><i>büyükler</i><i>&#8221;</i>imizden daha doğru, daha içten kullanan dünya çocuklarını izlerken kendi çocuklarımız için kaygılandık.<!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br /><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto-->Bu<b> </b><i>&#8220;</i><i>derin</i><i>&#8221; </i>Türkçe sevgisi, bizim çocuklarımıza yansımıyor. Çocuklarımız büyüyor; abuk sabuk <i>&#8220;</i><i>test</i><i>&#8221;</i>leri çözerek meslek ediniyor; yaşama atılıyor; milletvekili de oluyorlar. Dünkü çocukların, bugünün büyüklerinin çoğu, yazık ki dil bilinci ve Türkçeyi kullanma becerisi edinemiyor. Kim bilir belki de dünya çocuklarını gözyaşlarıyla izleyen <i>&#8220;</i><i>büyükler</i><i>&#8221;</i>imiz, bu yaşları, kendi çocuklarımız için akıtıyordu. Nereye baksanız Türkçe yanlış ve kötü kullanılıyor; ülke yabancı adlandırmanın işgali altında; yabancı dille öğretim, yabancı dille <i>&#8220;</i><i>bilim</i><i>&#8221; </i>yapma özentisi gittikçe yaygınlaşıyor; <i>&#8220;</i><i>Hoca Efendi</i><i>&#8221;</i>nin olimpiyatlarına alkış tutan kitle iletişim araçlarında dil duyarlılığı yok denecek noktada; çünkü Türkçenin eğitim ve öğretimindeki başarısızlık, başarı olarak sunuluyor. İki sunucunun konuşurken <i>&#8220;</i><i>ilim ilim</i><i>&#8221; </i>diye diye, Osmanlıca konuşmaya çalışarak Türkçeyi inim inim inletmeleri; başı sonu belirsiz tümceleri;<i> &#8220;</i><i>one minute</i><i>&#8221;</i>ı Türkçeye katan<i> &#8220;</i><i>sıcak</i><i>&#8221; </i>şakaları; kuşkusuz onların değil, Türkçeyi öğretemeyenlerin <i>&#8220;</i><i>üstün başarısı</i><i>&#8221;</i>ydı. <!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br /><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto-->Kimi politikacıların, sanatçıların ve basın yayının bu<b> </b><i>&#8220;</i><i>derin</i><i>&#8221; </i>Türkçe sevgisi bizim de gözümüzü yaşarttı; kimi kurumların yaptığı dil etkinliklerine, dil devrimine, dil bayramlarına hiç ilgi göstermeyenlerin şahlanan Türkçe sevgisi görülmeye değerdi. <i>&#8220;</i><i>Hoca Efendi</i><i>&#8221;</i>ye <i>&#8220;</i><i>şükran</i><i>&#8221; </i>sunulan 7. Türkçe olimpiyatlarının ödül töreninde Milli Eğitim Bakanı ile Kültür Bakanı da konuştular. Sayın Kültür Bakanı, bu olimpiyatları<i> &#8220;</i><i>fikreden</i><i>&#8221;</i>lere teşekkür etti; <b>&#8220;</b><i>Karamanoğlu Mehmet Bey</i><i>&#8217;</i><i>den bu yana Türkçe için</i><i>&#8221; </i>hiç böyle büyük bir eylem yapılmadığını söyledi. Mehmet Bey&#8217;in ünlü <i>&#8220;</i><i>ferman</i><i>&#8221;</i>ı, dil tarihimiz için bir dönüm noktasıdır; ne ki bu <i>&#8220;</i><i>ferman</i><i>&#8221; </i>uzun soluklu bir eyleme dönüşemeyerek ekin tarihimize yazılmıştır. Sayın Bakanı dinlerken nedense şaşırmadık; <b>Mustafa Kemal</b>&#8217;in başlattığı dil devriminin dil ve ekin tarihimiz için önemini bildiğinden kuşku duymuyorduk; nedense unutmasını da hiç yadırgamadık.<!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br /><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto-->Son zamanlarda dil tartışmaları akıl ve bilim dışı yönlere çekilirken suskun kalan; kendi ülkesinde işyerine Türkçe ad verene<b> </b><i>&#8220;</i><i>plaket</i><i>&#8221; </i>takan, <i>&#8220;</i>Atatürk<i>&#8217;</i><i>ün kurduğu Türk Dil Kurumu olduğunu</i><i>&#8221; </i>savlayan resmi TDK de bu etkinliğe <i>&#8220;</i><i>aşkla şevkle</i><i>&#8221; </i>katılmakta, kaç yıldır dil devriminin hiç anılmamasından da rahatsız olmamaktadır. TDK, Başbakanlık&#8217;a bağlıdır; Atatürk&#8217;ün hiç istemediği biçimde siyasal erkten etkilenmekte; Atatürk&#8217;ün başlattığı dil devrimini savunmak ve devrime emek vermek yerine,<i> &#8220;</i><i>Hoca Efendi</i><i>&#8221;</i>nin olimpiyatlarına seve seve su taşımaktadır.<!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br /><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto-->Dünya çocukları Türkçe şarkı-şiir söyleyip gidecek; ülkelerinde yine<i> &#8220;</i><i>yoğun</i><i>&#8221; </i>Türkçe eğitimi görecekler; ya bizim çocuklar?<b> </b><i>&#8220;</i><i>Yoğun</i><i>&#8221; </i>bir biçimde yabancı dille eğitim için koşturacaklar... Kimi <i>&#8220;</i><i>büyükler</i><i>&#8221;</i>imizden daha iyi Türkçe konuşan konuk çocukların büyükçe olanları gitmeden önce, <i>&#8220;</i><i>AKP-Ak Parti; sen-siz</i><i>&#8221; </i>tartışmalarına da tanık oldu. Acaba kendi söküğünü dikemeyen bu terzi, bize neden<i> &#8220;</i><i>kaftan</i><i>&#8221; </i>dikmeye çabalıyor diye düşünmüşler midir? Sanmıyoruz; çünkü çocuk, her yerde elmaşekerine uzanır. <!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br /><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto-->Öğrenmek istiyoruz; kendi çocuklarının dil bilincini pekiştiremeyen; basın yayın başta olmak üzere her alanda, TBMM&#8217;de bile Türkçenin kötü kullanılmasına seyirci kalan; yabancı dille öğretimi ve yabancı adlandırmayı yaygınlaştıran bir ülke, acaba neden başka ülkelere Türkçe öğretmek için bu denli çabalar? Harcanan emek ve parasal destek, Türkiye&#8217;ye nasıl, hangi ad ve kılıkta dönecek; hangi kazanımlara dönüşecek; emek ve parasal destek verenler kimdir? Ülkenin sanatçısı, bilimcisi niye merak etmez? Bu engin Türkçe sevgisi karşısında gözyaşı dökenlerden boşuna mı kuşkulanıyoruz? Acaba bu olimpiyatları <i>&#8220;</i><i>fikreden</i><i>&#8221;</i>ler, Atatürk&#8217;ün başlattığı dil devrimini ve bir bütün olan Türk devrimini, Karamanoğlu Mehmet&#8217;in <i>&#8220;</i><i>ferman</i><i>&#8221;</i>ı gibi tarihe gömmeye mi çalışıyorlar? <!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br /><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto-->Burası vekillerinin <i>&#8220;</i><i>Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalma</i><i>&#8221; </i>andı içtiği; andı bile doğru seslendiremeyen, bu nedenle <i>&#8220;</i><i>yemin edip de başı ağrımayan</i><i>&#8221; </i>vekillerin çoğunlukta olduğu <i>&#8220;</i><i>laik, demokratik, özgür</i><i>&#8221; </i>bir ülke değil mi? <i>&#8220;</i><i>Salona Atatürk resmi de asılmıştı; daha ne</i><i>&#8221; </i><!--fontc--></span><!--/fontc--><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto-->diye sorabilirsiniz... Yeter ki sorun! <br /><br /><!--coloro:#c0c0c0--><span style="color:#c0c0c0"><!--/coloro-->cumhuriyet<!--colorc--></span><!--/colorc--><!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br />]]></description>
		<pubDate>Sun, 23 Aug 2009 03:29:24 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/86955-enginlere-sydhmayan-turkce-sevgisi/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Türkçe Dil Beşiği</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/86494-turkce-dil-bethidhi/</link>
		<description><![CDATA[<i>Cemal Dindar</i><br /><br /><br /><div align='center'><b>Türkçe Dil Beşiği</b><br /><b>Akrabalık adları ve ruhsallık üzerine bir inceleme</b><br /></div><br /><br /><br /><br />İnsan, fizyolojik doğumdan sonra hayatta kalabilmek için ikinci bir doğuma gereksinim duyan belki de yegane türdür. Rahim-cennetten ayrılmanın, &#8216;dünyaya atılma'nın, doğum travmasının görece yumuşatıldığı yer ana kucağıdır, dil beşiğidir. Emzirilen çocuk, yalnızca sütle değil, annenin gözündeki ışıkla, kelimelerin sedasıyla, ninniyle, türküyle, şarkıyla, söylenceyle, kısaca dille de beslenir. Ruhsal doğumun mayasıdır dil. Çocukların, dilin binlerce yıllık dipakıntılarından süzülüp gelmiş sedası yerine televizyonun saldırganlığına, reklamların ortasına, yani tüketimin diline terkedilmişliğinin hoyratlığını bir de buradan düşünmeliyiz. Yine de, dipakıntılar piyasanın diliyle boy ölçüşebilecek bir olanağı hep taşımışlardır. Boşuna mı çocukların dile attıkları ilk kanca-sözcüklerin genelde &#8220;ana&#8221;, &#8220;baba&#8221;, &#8220;dede&#8230;&#8221; olması. Bu nedenle, insanların ruhsallıklarını anlamaya yönelmiş bilgi alanlarının, kişinin içine doğduğu dilin serüveniyle, yenidoğan'a ne türden olanakları miras olarak taşıdığıyla ilgilenmesi bir zorunluluktur.<br /><br />Bu incelememizde, Türkçe'nin İç Asya'dan Anadolu'ya uzanan serüveninde akrabalık adlarının izini süreceğiz. Türkçe, çok geniş bir coğrafyada kendi tarihi gelişiminin evrelerini aynı zaman kesitinde yelpazelendirmiş, güncelle buluşturabilmiş ender dillerden biridir. Yeryüzünde geniş coğrafyalarda konuşulan İngilizce, İspanyolca gibi sömürge dillerinden temel farkı da budur. Sömürge dilleri, dünyanın dört bir yanına yayılırken, başka dilleri ve kültürleri kendi hükümranlık alanlarına hapsetmişler, zedelemişlerdir. İlginç olan bir nokta da, bu sürecin sonucu; dünyanın dört bir yanında konuşulan İngilizce'nin bizzat ucubeleşmiş olmasıdır. Türkçe'nin serüveni ise, bir zedelenmeyi göze alma, kendini sınama, kendi uygarlık dertlerine deva olabilecek değişimleri kabullenme serüvenidir... İç Asya'dan Anadolu'ya, Türkçe'nin bugünkü coğrafyası incelendiğinde, bu değişimin, Cemal Süreya'nın deyişiyle nice &#8220;acı dirlik&#8221;in imbiğinden süzüldüğünü izlemek güç değildir. Türkçe'nin arılığı, tam da bu acı dirlik'ten geçirilmiş olmasıyla ilgili olabilir. Mesela, Anadolu Beylikleri döneminde Türkçe'ye yeşil bir ağaca sarılır gibi muhabbet duyulması, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Arapça ve Farsça'nın merhametine bırakılmışlığı&#8230; Yada, genç Cumhuriyet'in &#8220;Öztürkçe&#8221; arayışı&#8230; Bunlar, dilbilimcilerin, dil felsefecilerinin heyecanlanacağını düşündüğüm noktalar.]]></description>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2009 08:07:14 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/86494-turkce-dil-bethidhi/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Cümlede Duruluk ve Duruluğu Bozan Etkenler Nedir</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/86433-cumlede-duruluk-ve-duruludhu-bozan-etkenler-nedir/</link>
		<description><![CDATA[<div align='center'><b>Cümlede Duruluk ve Duruluğu Bozan Etkenler Nedir</b><br /></div><br /><br /><br /><br /><br />İyi ve sağlam bir cümlenin niteliklerinden biri de duruluktur. Duruluk, cümlede gereksi sözcüklerin bulunmamasıdır. Daha kısa bir deyişle, düşüncemizi olabildiğince az sözcükle anlatmadır. Bu niteliği sağlamak için düşüncenin belirtilmesinde belli bir görevi olmayan sözcükleri cümleden atmalıyız. Cümlelerimizi bu gereksiz sözcüklerden ayıklama, hem söylemek istediklerimizi doğrudan anlatmaya hem de anlatımımıza yalınlık ve doğallık kazandırmaya yarar.<br /><br />Gereksiz sözcüklerden kurtulmanın en kestirme yolu, düşünceleri zihnimize doğduğu gibi yazmadır. Her türlü yapmacıktan ve özentiden kaçınmadır. Bunun ölçüsü de şu olmalıdır: Cümleden bir<br />sözcüğü attığımızda cümlenin anlamında bir daralma, anlatım gücünde bir zayıflama olursa o sözcük gerekli; olmuyorsa o sözcük gereksizdir. Cümlelerimizi bu ölçüye göre değerlendirme, iyi bir<br />yazıda bulunması gereken özlülük, yalınlık, duruluk ve etkililik gibi olumlu nitelikleri de yazımıza kazandırır.<br /><br /><br />Cümlelerimizde duruluğu sağlamak için yukarıdaki noktalarla birlikte şunlara da dikkat etmeliyiz:<br /><br />1. Her türlü süs ve özentiden kaçınmalıyız. Bu bakımdan düşünceyi belirlemekten çok, sözü uzatmaya yarayan sözcükleri atmalıyız. <br /><br />Şu cümleye bakalım:<br />&#8220;Bu güzelim hayatın bin bir çeşit güzelliklerine veda ederek,<br />ezelî ve ebedî bir diyara, ölüm ülkesine göçtü.&#8221;<br />Bu cümlede anlatılmak isteneni tek sözcükle anlatabiliriz. Söz.<br />gelişi, &#8220;öldü&#8221; diyerek de cümlenin anlatmak istediğini belirtebiliriz.<br /><br />Demek ki cümlede yer alan öbür bütün sözcükler gereksizdir.<br /><br />2. Bağlayıcı ögeleri, Bağlaçları ve ilgeçleri kullanmada titiz davranmalı, gelişigüzel kullanmaktan kaçınmalıyız. Bağlaçlar ve ilgeçler, yerli yerinde ve gerektiği zaman kullanılmazsa anlatıma<br />tutukluk, cümleye ağırlık verdiği gibi, doğallık niteliğini de engeller cümlenin.<br /><br /> Şu örneğe bakalım:<br /><br />&#8220;Kum ve çakıl ve taş ve bunların hazırlanmasını bildirmiştim.&#8221;<br />Cümlede &#8220;ve&#8221; bağlacı gelişigüzel kullanılmaktadır. Bunun yerine &#8220;,&#8221;<br />işareti koyarak cümleyi doğal, etkili bir duruma getirebiliriz: &#8220;Kum,<br />çakıl, taş gerektiğini belirtmiş; bunların hazırlanmasını istemiştim.&#8221;<br /><br />3. Birkaç sözcüğün anlamını karşılayabilecek kimi ad ve sıfatlarla da gereksiz sözcükleri kullanmaktan kaçınır, duruluğu sağlayabiliriz. Özellikle seçkin sözcükler, küçültme ekleriyle kurulmuş ad ve sıfatlardan yararlanabiliriz. <br /><br />Sözgelimi, &#8220;Elmanın tadı birazcık<br />ekşi gibi.&#8221; cümlesini, &#8220;Elmanın tadı ekşimsi.&#8221; biçimine dönüştürebiliriz.<br />Aynı biçimde &#8220;ekşice&#8221;, &#8220;ekşimtırak&#8221; sözcüklerinden birini kullanarak da<br />duruluğu sağlayabiliriz.<br /><br />4. Olmak, etmek, eylemek, kılmak gibi yardımcı eylemlerin yerine, canlı eylemler kullanarak da duruluğu sağlayabiliriz.<br /><br /> Örneğin,<br />&#8220;Hasta oldu.&#8221; yerine, &#8220;Hastalandı.&#8221;, &#8220;Su bulanık bir hale geldi.&#8221; yerine<br />&#8220;Su bulandı.&#8221; diyebiliriz.<br /><br />5. Aynı anlama gelen sözcükleri yan yana getirmekten kaçınmalıyız. <br /><br />Örneğin, şöyle bir cümle duru ve doğal değildir:<br />&#8220;Parası pulu çok, varlıklı, zengin, yoksul diyemeyeceğimiz bir<br />kişiydi.&#8221;<br />Bu cümleyi, &#8220;Zengin bir kişiydi&#8221; ya da tek sözcükle, &#8220;Zengindi&#8221;<br />biçiminde kurarak duruluğu sağlayabiliriz.<br /><br /><br /><br /><!--sizeo:1--><span style="font-size:8pt;line-height:100%"><!--/sizeo--><!--coloro:#c0c0c0--><span style="color:#c0c0c0"><!--/coloro--><i>mitoloji.info/edebiyat-nedir/cumlede-duruluk-ve-durulugu-bozan-etkenler.nedir</i><!--colorc--></span><!--/colorc--><!--sizec--></span><!--/sizec-->]]></description>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2009 05:59:38 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/86433-cumlede-duruluk-ve-duruludhu-bozan-etkenler-nedir/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Cinsiyetçi Türk Dil Kurumu</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/86404-cinsiyetci-turk-dil-kurumu/</link>
		<description><![CDATA[<div align='right'><i>Siz de katkıda bulunabilirsiniz.</i><br /></div><i><br /><br />Hande Gülen</i><br /><br /><br /><br /><br /><div align='center'><b>Cinsiyetçi TDK'den 'Bilimsel Tanımlar'</b><br /><br /><br /></div><br /><br />TDK'nin internet sitesinde, kurumla ilgili "Türk Dil Kurumu 800'e ulaşan yayını, 40 Bilim Kurulu üyesi, 17 uzmanı, 56 çalışanı ve zengin bir araştırma kütüphanesiyle Türkiye'nin saygın bilim kuruluşlarından biri olarak çalışmalarını sürdürmektedir" sözleri yer alırken, cinsiyetçi terimlerin hangi bilim kuralları açısından değerlendirildiği merak konusu.<br /><br />Örneğin, sözlüğe 'erkek' yazdıldığında 'er kişi, sözüne güvenilir, mert'; 'erkek olmak' denildiğinde ise, 'erkeğe yaraşır davranışlarda bulunur duruma gelmek' ifadeleri karşınıza çıkıyor. 'Kadın' kelimesinin sözlükteki karşılığı ise şöyle: 'Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri olan, evlenmiş kız'.<br />  'Saygın bilim kuruluşu' kadın olmayı evlenmek ve ev yönetimindeki marifetleriyle tanımlıyor. Hayrete düşüren diğer bir nokta ise, kadın kelimesini cümle içinde kullandığı 'kadının yüzünün karası erkeğin elinin kınası' ifadeleri.<br /><br />Türk Dil Kurumu cinsel yönelimleri kendi değerleriyle açıklayarak anlaşılması güç bir duruma daha imza atıyor. 'Gey'i 'eşcinsel erkek' olarak tanımlarken, 'lezbiyen'i , eşcinsel kadın olarak değil, 'sevici' olarak tanımlıyor. <br /><br />Sözlükte 'kadın olmak', 'kızlığını yitirmek, kocasını, evini iyi yönetmek' olarak ifade ediliyor. TDK, kadın olmayı cinsel ilişkiye girmekle tamamen bilim dışı bir şekilde açıklarken, bunu, ataerkil, toplum düzenine dolaylı bir şekil vermek isteyen tanımlarla destekliyor. Örneğin 'kızlık' kelimesini 'Kızın, evlenmeden önce cinsel ilişkide bulunmaması, saflığını koruması' şeklinde açıklıyor ve 'İşte bu onun kızlık odası' cümlesinde olduğu gibi, argoya dayalı hakaret içeren bir şekilde cümle içinde kullanıyor.<br /><br /><br /><i>TDK'nin &#8216;eşitlikçi&#8217; deyim ve atasözleri</i><br /><br /><br />Türk Dil Kurumu 'büyük' bir hizmet vererek yalnızca sözcüklerin anlamlarını açıklamakla kalmayıp, o sözcüklerin geçtiği deyimleri ve atasözlerini de yorumluyor. 'Eline erkek eli değmemiş' olmak deyimini, 'kızın namuslu olması' olarak açıklıyor. Toplumsal mesajlar vermeyi de unutmayan TDK, 'dişi yalanmazsa erkek dolanmaz' atasözünün doğruluğunu 'bilimsel' olarak onaylamış olacak ki 'kadın istek göstermezse, yüz vermezse erkek onun peşine düşmez' diyerek toplumda yaşanan yüzlerce travmatik olayın sorumlularının mağdur olan kadınlar olduğuna işaret ediyor.<br /><br />Uğruna yüzlerce sözde 'namus cinayeti' işlenen, toplumsal bir yaratım olan 'bekaret'in, 'saflık, temizlik, masumluk' gibi ifadelerle TDK'de yer alıyor olması da ayrı bir skandal konusu. Üstelik 'bekaret' kelimesi,  'Hangi erkek aşk yapmadan evlendiği kızdan tam bir bekâret beklemez?' şeklinde cümle içinde kullanılıyor. Namus konusunda da bir söz söylemeyi kendine görev bilen TDK, 'namussuz' kelimesini kadına atfederek cümle içerisinde  'Çıplak bir erkeğe sürünmek namussuzluğunu yapmaktansa ölmeyi tercih ediyor' şeklinde kullanıyor. TDK, böylece sözde namus için ölmeyi meşru göstermiş oluyor.<br /><br />'Namusunu temizlemek' söz öbeğini yorumlayan TDK, 'ahlak ve onuruna ters düşen bir durumdan kurtulmak için birini veya kendini öldürmek, bir işin içinden kendi saygınlığını yitirmeden çıkmak" ifadeleriyle 'namus' için ölmeyi ve öldürmeyi işin içinden çıkmak olarak belirtiyor ve normalleştiriyor.<br /><br />'Saygın bilim kurullarından biri olarak' çalışmalarını sürdüğünü iddia eden Türk Dil Kurumu, büyük sözlükte yer alan kadından kadına büyük değişkenlik gösteren 'kızlık zarı' kavramını 'cinsel ilişkide bulunmamış kızların döl yolunu kısmen kapayan zar' olarak açıklarken hangi bilimsel kaynaktan böylesine bir açıklama yaptığını belirtmiyor.<br /><br /><br /><br /><br /><br /><!--sizeo:1--><span style="font-size:8pt;line-height:100%"><!--/sizeo--><!--coloro:#c0c0c0--><span style="color:#c0c0c0"><!--/coloro--><i>Yazının ilk kaynağı: birgun.net/life_index.php?news_code=1248951276&year=2009&month=07&day=30<br /></i><!--colorc--></span><!--/colorc--><!--sizec--></span><!--/sizec-->]]></description>
		<pubDate>Fri, 31 Jul 2009 07:22:01 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/86404-cinsiyetci-turk-dil-kurumu/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Herkes İçin Türkçe Duyarlığı</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/86271-herkes-ycin-turkce-duyarlydhy/</link>
		<description><![CDATA[<!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto-->Son yıllarda, kitle iletişim araçlarının yaygınlığı arttıkça, Türkçe konusundaki duyarlılığımız da azalıyor; hepimiz yakınıyoruz bu durumdan ama bunun önüne geçmek için yeterli çaba gösterdiğimiz söylenebilir mi? Önce nasıl bir bozulma, yabancılaşma var Türkçemizde sorusunun yanıtını aramaya çalışalım. <br /><br />En başta bir yabancı sözcükler akını ile karşı karşıyayız. &#8216;Bye bye, analiz, anormal, baz, dejenere, direkt(direct) final, flaş, fonksiyon, hobi, kapasite, kargo, kriz, kriter, organizasyon, operasyon, provokasyon, reyting, sektör, spekülasyon, transfer&#8217; ve daha niceleri gündelik dilimizin konukları oldular, belki de konukluğun ötesine geçip eve yerleştiler.<!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br /><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto-->Gündelik dil dışında bilim dilimiz de ne yazık ki bu yabancılaşmadan payını alıyor: Afazi, akupunktur, anksiyete, baypas, dedüksiyon, depresyon, dilemma, disimilasyon,doküman, dozaj, enfeksiyon, faz, fonksiyon,frekans, friksiyon, hijyen, indeks, kontekst, kategori, konsept, motivasyon, metodoloji, mineral, mutasyon, onkoloji, operasyon, pejoratif, prosedür, radyoaktif, refleks, senkron, spazm, strüktüralist, telekomünikasyon, transkripsiyon, trend vb.leri hemen her gün bilim insanlarının dilinde.<!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br /><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto-->Asıl sıkıntılı konu ise Türkçeye aykırı anlatımların çoğalması; çoğu çeviri yoluyla geliyor bu örnekler: Aman Tanrım! Ciddi olamazsın, kahretsin!, üzgünüm, kendine bir iyilik yap, sen bana fazla iyisin, bilmek istediğimden emin değilim, kendini evinde hisset vb. Çevirinin yabancı dildeki bir metni, söylemi Türkçe söylemek olduğu anlayışı yaygınlaşmadıkça bu çarpık anlatımlardan kurtulma olanağı yok.<!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br /><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto-->Ödünç sözcükler bütün dillerde görülebilir ancak bunların en temel anlatımları da kuşatması, o dilde en yaygın sözcük ya da anlatım biçimi haline gelmeleri anlamayı körleştirebilir, dilin dizgesel niteliğine zarar verebilir. <b>Dil, ulusla</b>ş<b>manın ötesinde bir</b> <b>aydınlanma aracıdır</b>; başka sözcüklerle ve anlatım biçimleriyle doğal bir bağıntı kuramayan yabancı sözcükler sonuçta ezberciliğe, düşünsel bulanıklığa yol açar. Bu bakımdan Türkçe duyarlılığını geliştirmek için hepimize düşen görevler var:<!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br /><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto--><b>Birinci görev Türkçe kullanan bütün bireylerindir, hepimizindir</b>.Etkili iletişim, doğru iletişim, dilimizi,Türkçeyi önemsemekle başlar. Açık, anlaşılır, belirsizliklerden arınmış bir Türkçe ile birbirimizi daha iyi anlayabiliriz. Bu konuda aydınlara, okumuşlara daha da önemli görevler düşmektedir. Ne yazık ki, son yıllarda özellikle okumuşlar Türkçe konusunda yeterli duyarlılığı göstermemektedirler;aslında birçok yabancı sözcük de okumuşların özensizlikleri nedeniyle dilimize girmektedir.Bilim terimlerini hemen Türkçeleştirmek kolay olmayabilir ama çaba gösterildiğinde bu güçlüğün üstesinden de gelinebilir (1983&#8217;ten önce 100&#8217;ün üzerinde terim sözlüğü yayımlandığını anımsayalım) Açıkçası, hepimizin görevi Türkçe duyarlığını geliştirmek için elimizden geleni yapmaktır...<!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br /><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto--><b>Türkçe konusunda duyarlılığı geli</b>ş<b>tirmek için en önemli görev elbette Türkçe eğitimcilerine düşmektedir.</b> Öncelikle Türkçe izlencelerinin okumayı özendiren ve geliştiren bir anlayışla düzenlenmesi, öğrencilerin yaşına ve zihinsel/duygusal gelişimlerine, toplumsal bağlama uygun metinlerin seçilmesi ve Türkçeyi etkili biçimde kullanan yazarların yapıtlarının öncelikle okunması konusunda titizlik gösterilmesi önemlidir. Öte yandan, eğitimde doğru Türkçe kullanılması yalnızca Türkçe dersleri ile sınırlı tutulmamalı, bütün öğreticiler Türkçe konusunda duyarlılık göstermelidir.Türkçe konusunda eğitimin ilk yıllarında gösterilecek özen ve duyarlılık, dilimiz gelişeceği ve birçok kavramı kendi dilimizde anlatım olanağı sağlayacağı için, yabancı dilde eğitim özentisini de önleyecektir. Daha da önemlisi temel Türkçe öğretimini üniversite düzeyine taşımak gibi bir çarpıklıktan da kurtulmuş olacağız.<!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br /><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto--><b>Türkçe duyarlığının ve dilimizin geli</b>ş<b>mesi konusunda asıl sorumluluk ise ça</b>ğ<b>da</b>ş<b> dilci ve dilbilimcilerindir.</b> Yapılacak işlerin başında dilin, Türkçenin betimlenmesi, bütün boyutlarıyla dilimizin gizilgücünün ve olanaklarının tanımlanması gelmektedir. Başta yazın dili olmak üzere dilin bütün kesitlerinin dikkate alınması ve bir Türkçe veritabanı hazırlanması önem taşımaktadır. Ölçünlü dil, yazı ve konuşma dili, yerel ağızlar, bilim dili gibi geniş kesitler yanında; resmi, gündelik, içtenlikli, yansız vb. biçem düzlemlerinin tanımlanması Türkçenin düzgün kullanılması konusunda yararlı olacaktır. <!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br /><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto-->Ne yazık ki,günümüzde dilbilim kuramlarındaki son yıllardaki gelişmeleri de yansıtan başvuru niteliğinde bir dilbilgisinden yoksunuz. Sözgelimi, gündelik iletişim açısından resmi, resmiyet dışı, içtenlikli dil kullanımı, argo ve kaba dil kullanımı konusunda duyarlılık iletişimin pürüzsüz yürütülmesi bakımından önemlidir ancak şimdiye değin yapılan dilbilgisi çalışmalarında bu konuya çokça yer verilmemiştir.<!--fontc--></span><!--/fontc--><br /><br /><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto-->Türkçe, birçok dilbilimcinin hayranlık duyduğu, kurallarının işleyişi ve dizgesel tutarlılığı açıkça görünen bir dildir; Anadolu ağızlarındaki söz varlığımız nice değerli kavramları ve sözcükleri barındırmaktadır. Bunlara ek olarak, Cumhuriyetle gelen çağdaş yazarlarımızın aydınlık Türkçeyi yansıtan yapıtlarının her biri bir hazine değerindedir. Bu bakımdan hepimizin, ama öncelikle okumuşların göstereceği Türkçe duyarlılığı bilimsel ve düşünsel aydınlanmamızın olmazsa olmazıdır.<br /><br /><br /><i><b>Ahmet Kocaman</b></i><!--fontc--></span><!--/fontc--><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto--><b>, <br />Ufuk Üniversitesi, <br />Eğitim Fakültesi</b><br /><br /><!--fontc--></span><!--/fontc--><a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=em&em=cu/cubilim/w/b14.html" target="_blank"><!--fonto:Franklin Gothic Medium--><span style="font-family:Franklin Gothic Medium"><!--/fonto--><!--coloro:#c0c0c0--><span style="color:#c0c0c0"><!--/coloro-->www.cumhuriyet.com.tr/?im=em&em=cu/cubilim<!--colorc--></span><!--/colorc--><!--fontc--></span><!--/fontc--></a>]]></description>
		<pubDate>Sat, 25 Jul 2009 02:22:09 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/86271-herkes-ycin-turkce-duyarlydhy/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Türkçenin Anlatım Gücü</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/86099-turkcenin-anlatym-gucu/</link>
		<description><![CDATA[<i>Yard. Doç. Dr. Ahat Üstüner<br /></i><br /><div align='center'><b><br />Türkçenin Anlatım Gücü</b><br /><br /><br /></div><br />          İlk yazılı belgeleri M.S. 5. yüzyılda başlayan ve tarih boyunca çeşitli şaheserlerin yazımında kullanılan dilimiz, bu uzun ve verimli geçmişine rağmen yeterince işlenmediği ve korunmadığı için, günümüzde sahip olduğu anlatım imkânları oranında bilinmemekte ve dilimizin bu gücünden faydalanılamamaktadır. Türkçeyi gücü oranında tanımayan, bilmeyen veya kullanamayanlar da zaman zaman başka dillerle karşılaştırarak fakir bir dil gibi göstermeye çalışmaktadırlar. Anlatım gücü, gerçek kelime hazinesi göz önüne alınmadan yapılan bu karşılaştırmalarda Türkçenin aleyhine sonuçlar çıkarılmaktadır. Tarihî süreçte Türkçenin yabancı dillerden etkilenmiş olması, dilimizin yapısını ve milletimizin o dönemlerdeki kültürel ve sosyolojik durumunu bilmeyen veya bunu göz önüne almayan kişilerce Türkçenin fakirliğine dayandırılmaktadır.<br /><br />         Tarih boyunca çok geniş bir coğrafyaya yayılmış, farklı bölgelerde çeşitli devletler kurmuş olan milletimiz, tabiatıyla bu bölgelerdeki milletlerle kültür alış verişlerinde de bulunmuştur. Bu ilişkiler sonunda kültürde meydana gelen değişmeler, kültürün taşıyıcısı ve en önemli göstergesi olan dile de yansımış, Türk dili ile bu milletlerin dili arasında çok önemli oranlarda alış verişler olmuştur. Türk dili ve kültürü birtakım değişmelere uğramış, ancak sağlam bir temelinin bulunması dolayısıyla bu değişmeler özüne fazla etki edememiştir. Bu temasların meydana geldiği dönemlerde Türk milleti, siyasî açıdan azınlık durumunda kalmadığı için, azınlıkların ruh hâliyle kendilerini koruma ve bu sayede yok olmaktan kurtulma içgüdüsüyle davranmamış ve bu yüzden yabancı etkilere açık kalmıştır. Kültürel temasların olduğu dönemlerin pek çoğunda asker ve nüfus bakımından daha güçlü bir durumda olanlar Türklerdir. Yakın tarihlere kadar Türklerin azınlık durumuna düştüğü ve bu sebeple yok olmamak için kendi kültürel değerlerini koruma kaygısı taşıdığı, yani azınlık psikolojisiyle davrandığı dönemler pek görülmez.<br /><br />         Ayrıca çeşitli din değişiklikleri esnasında, Türklerin, karakter özelliklerinin bir sonucu olarak yeni dinlerini bütün samimiyetleri ve dürüstlükleriyle benimsedikleri, bu yeni dinin kendisinden önce ortaya konmuş kültürel değerlerini hiç yadırgamadan kabullendikleri görülür. Özellikle İslâmiyetin benimsenmesinden sonra, Müslüman milletlerin bizden önce ortaya koydukları medeniyetin en sadık ve en dürüst koruyucuları durumuna gelmişlerdir.<br /><br />         Bütün sosyal olaylar gibi kültürde ve dilde meydana gelen değişmeleri de, sadece bir iki sebebe bağlamak mümkün değildir. Ayrıca tarihî bir olay değerlendirilirken, bugünün şartları değil, o günün şartlarını göz önüne almak gerekir. Arap ve Fars dillerinin Türkçe üzerinde niçin daha fazla etkili olduklarını veya bugün batı dillerine karşı Türkiye&#8217;de ortaya çıkan hayranlığın sebeplerini araştırırken de, bütün tarihî, sosyolojik, kültürel faktörler hesaba katılmalıdır. Meseleye böyle bakılınca, yabancı dillerin Türkçe üzerindeki etkilerinin sebepleri arasında, Türklerin azınlık durumunda kalmamaları yüzünden &#8220;kültürlerini ve dillerini koruma kaygısı taşımamaları&#8221; ve &#8220;yeni din ve kültürleri, karakterlerinin gereği olarak bütün samimiyetleri ile benimsemeleri&#8221; şeklinde özetleyebileceğimiz sebepleri de sayabiliriz. Olumsuz sonuçlar doğuran ve Türkçenin yeterince gelişmesini engelleyen bu tesirin, böyle bir ruh hâlinin yarattığı anlayıştan kaynaklandığını söylemek yanlış olmaz. Ancak bu etkiye yol açan yazı, vezin, ortak medeniyet, vb. gibi başka tarihî ve sosyal sebepler de elbette bulunmaktadır.]]></description>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2009 09:21:26 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/86099-turkcenin-anlatym-gucu/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Dil ve Ulusal Bilinç</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/85078-dil-ve-ulusal-bilinc/</link>
		<description><![CDATA[<i>Ali Dündar</i><br /><br /><br /><br /><div align='center'><b>Dil ve Ulusal Bilinç</b><br /></div><br /> <br /><br /><br /><br /> <br /><br /><i>"Türk-İş, yazışmalarda İngilizce kullanılması nedeniyle Sanayi<br />ve Ticaret Bakanlığından, Konfederasyonla yapılacak<br />yazışmalarda Türkçenin kullanılmasını talep etti. Son dönemde<br />resmi yazışmalarda yabancı dil kullanılmasından rahatsızlık<br />duyan Türk &#8211; İş, bu rahatsızlığını resmiyete döktü. Türk-İş<br />Genel Başkanı Mustafa Kumlu ve Genel Sekreter Mustafa Türkel<br />imzasıyla Bakanlığa gönderilen yazıda, tarafsızlık beyannamelerinin<br />İngilizce olarak düzenlenmesinden üzüntü duyduğu bildirildi&#8230;&#8221;<br />(Cumhuriyet 05.02.2009)</i><br /><br />Yazımın başlıkaltı (hüsn-i ibtida) notundan da anlaşılacağı gibi, yabancı dil karışımı, özellikle de İngilizce, Arapça Farsça yamalı yazılıp konuşulan bir Türkçe, dile duyarlı yurttaşları ve kurumları, utanç verici boyutlarda rahatsız etmeye başlamıştır. İşletmeci Murat Bayar, anadilinin eğitim - öğretiminde, basın yayında ve günlük dilde özgürce ve kirletilmeden kullanılır olmasının özgürlük ve bağımsızlıkla eşanlamda olduğunu vurguladıktan sonra şunları ekliyor: "Türkiye, işgal altında olmasına karşın, ne eğitim - öğretim alanında, ne basın - yayın alanında ne de günlük yaşamda yamasız bir Türkçe kullanılmaktadır&#8230;" (Cumhuriyet 04 06 2008) Sözde devletleştirilen Türk Dil Kurumu, Türkçenin yamalanması, kirletilmesi ve kimliği belirsiz dillerle eşleştirilmesi karşısında sessizliğini sürdüredursun, Dil Derneği Yönetim Kurulu yayımladığı "Okullarımızın Adı 'Skool' Mu Olacak?&#8221; başlıklı bir bildiri ile tepkisini dile getirdi. Kültür ve Turizm, Ulaştırma ve Milli Eğitim Bakanlıklarının bilgisunar sayfalarından yabancı sözcük kullanım örnekleri saptanarak hazırlanan Dernek bildirisine şu saptamalarla giriliyor: ''Kültür ve Turizm Bakanlığının bilgisunar sayfasına girdiğinizde "Türkçe"yi tıklarsanız ülkenizin adı Türkiye olarak çıkar başka dilleri tıklarsanız Turkey, Turkei, &#8230;vb. Bir ülke kendi adını uluslararası tanıtımlarında bile doğru yazamıyorsa ne demeli? Daha dün Frankfurt Kitap Fuarı için hazırlanan "logo"[i] da da ülkemizin adı &#8216;Turkey' idi; bundan kimse rahatsız olmadı...." (Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji. 23 Ocak 2009)<br /><br />Bilindiği gibi dil, bir ekinselliği nitelendiren / içselleştiren; bir toplumu kimliklendiren/uluslaştıran ve bir siyasal örgenleşimi adlandıran / kurumsallaştıran başlıca etkenlerdendir. Durmuş - oturmuş, kurulmuş - kurumlaşmış toplumların, bilimini, ekinini/sanatını kendi üreten toplumların/ulusların anadilleri / devlet dilleri konusunda duyarlı ve bilinçli olmaları, kullanılan dilin yapıcı ve kurucu özelliğinden dolayıdır. Tarih boyunca birtakım toplumbilimsel örgenleşmelere, siyasal kuruluşlara anadili işleviyle yansıyan Türkçe, yeryüzündeki başlıca Anadil&#8217;lerden biridir. Dünyada toplumlar/ topluluklar, anadilleriyle var olmuş, anadilleri yok oldukça onlar da yok olmuşlardır. Yediyüz yıla yakın bir süre İstanbul'da kendi locasında yaşayan Osmanlı, Türkçeyi bilmediği için tarihten silinip gitmiş, fakat Türkçeyi bilen, anadilini yitirmeyen Anadolu insanı dipdiri yaşar kalmıştır. Türkçe Anadolu'da hem yaşamış, niceliğini-niteliğini yitirmemiş; hem de Ulusal Bağımsızlık Savaşını kazanımıyla oluşan duygulanımların dili; Cumhuriyetin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucu dili, devlet dili olmuştur. Başka bir deyişte Türkçe, kurucu toplumun, Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran toplumun dili olduğu için, devletin de dili olmuştur. Osmanlı devleti kuran, devleti kurup kollayan toplumun, Türk toplumunun dilini devlet dili olarak benimsemediği için, ne derneşip kurumlaşabilmiş ne bilimde, sanatta ulusal bir hava yaratabilmiş ne de çağına, çağ değişimlerine ayak uydurabilmiştir.]]></description>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2009 06:28:33 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/85078-dil-ve-ulusal-bilinc/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Dilde Özleşme</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/84746-dilde-oezlethme/</link>
		<description><![CDATA[<!--coloro:#000000--><span style="color:#000000"><!--/coloro--><!--fonto:Tahoma--><span style="font-family:Tahoma"><!--/fonto-->Dağlarca'nın TÜRKÇE dergisinde yazdığı düzyazılardan bir tanesini sunuyoruz. "İmza" olarak altına yalnızca "D" harfini yazıyordu.<br /><br /><!--coloro:#FF0000--><span style="color:#FF0000"><!--/coloro--><b>D i l d e  Ö z l e ş m e</b><!--colorc--></span><!--/colorc--><br />Bir dilde özleşme nedir? Bir dilin artık bütün diyeceğini, artık bütün yazacağını kendi öz yapısı içinde aramasıdır, bulmasıdır.<br /><br />Diller, öz yapılarını yalnız aradıkça bulmazlar. Çoğu kez buldukça da aramak isterler. Her bulma bir başka olanağın kapısını açar çünkü. Her olanak yeni aramalara varır çünkü.<br /><br />Dilde özleşmenin bitimi, bitim çizgisi var mıdır? Yoktur. Bir dilin bütün kişileri bir bitim çizgisidir çünkü. Bir dilin bütün kişileri bir bitim çizgisini yeniden aşmıştır çünkü.<br /><br />Nedir bir dilin öz yapısı? Şudur: a) Sözlerindeki birlik, anlam uzaklıklarıyla birbirinden ayrılmış sözlerindeki birlik, b) Kurallarındaki bütünlük. Bir kuralın dışında kalan bir bölgeyi, öteki kuralın hemen kapsamasıyla beliren bütünlük.<br /><br />İşte, başka dillerin sözleri, kuralları, içine karıştığı dille bu yüzden bir birlik, bir bütünlük kuramazlar.<br /><br />İşte bu yüzden bir dil, başka bir dilden içine karışan sözleri kuralları atmadıkça kendi birliğini, bütünlüğünü kuramaz.<br /><br />Özleşmeler ne verir dile? Özleşmeler dile kişilik verir. Ancak kişiliğe varan dillerin kendilerine özgü bir düşüncesi, bir güzelliği vardır.<br /><br />Dillerin özleşmesi iki yönde olur:<br /><br />1-  Unuttuğu eski sözlerine "gide gide" özleşmek.<br /><br />2-  Yeni çağların, yeni uygarlıkların yaşamaya kattığı genişlemeyi karşılamak için kendi sözleri üzerinde yeni ekler, yeni çekimler, yeni türetmeler "yapa yapa" özleşmek.<br /><br />Birincisi genişliğinedir bu özleşmelerin, ikincisi derinliğine. Dillerin özleşmeleri iki ölçüde olur:<br /><br />1-  Geri kalmış dillerin uyandıkları evrede yaptıkları özleşme.<br /><br />2-  Uygarlığa ermiş dillerin yaşamayı izlerken yaptığı özleşme.<br /><br />İlki hızlıdır bu özleşmelerin, ikincisi yavaş. Ama ikisi de yapıcılıklarında eşittirler.<br /><br />Özleşme bir erek midir, bir araç mıdır? Özleşme bir araçtır. Aracı olur özleşmeler, bizim bütün düşünceye, bütün bir güzelliğe varmamız için.<br /><br />Toplum özleşmeye karşı mıdır? Hayır. Toplum, özleşmeye karşı değildir. Çünkü özleşmenin bir ayağı her evrede toplumun içindedir. Onda ta eski çağlardan beri yasaya gelen ilk sözleri, ilk kaynak sözleri aramakla, bulmakla, yaşatmakla, özleştirmeciler, toplumun içindedirler.<br /><br />Bir dil, başka bir dilden söz almakla zenginleşmez. Tam tersine, başka dilden bir söz alan dil, kendinden bir söz yitirmiş demektir. Bir dilin sözlüğü o dilde kullanılan sözlerin toplamı değildir. Tam tersine, bir dilin sözlüğü o dildeki sözlerin toplamıdır.<br /><br />Geri kalmış uluslar gibi geri kalmış diller de vardır. Ama bütün anlamıyla düşünelim: Geri kalmış uluslar geri kalmış dillerden başka nedir?<br /><br />Bir ulus vardır. Yer değiştirmemiştir çağlar içinde. Onun dil özleşmesi kolaydır.<br /><br />Bir ulus vardır, yerler değiştirmiştir çağlar içinde. Yerler, ülkeler, uygarlıklar, komşular değiştirmiştir. O ulusun dil özleşmesi güçtür. Ama bu ulus, çok büyük bir dilin iyesiyse, ama bu ulusun dili yeryüzünün en ulu us yapısını taşıyorsa yapılacak özleşme güzelliğince başarılı olacaktır.                                                       <br /><br /><b>D.</b><!--fontc--></span><!--/fontc--><!--colorc--></span><!--/colorc--><br /><br /><!--coloro:#C0C0C0--><span style="color:#C0C0C0"><!--/coloro--><!--sizeo:1--><span style="font-size:8pt;line-height:100%"><!--/sizeo-->turkdilidergisi.com<!--sizec--></span><!--/sizec--><!--colorc--></span><!--/colorc-->]]></description>
		<pubDate>Thu, 04 Jun 2009 10:26:22 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/84746-dilde-oezlethme/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Türk Dilinin Öğreniminde Terim Sorunları</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/84392-turk-dilinin-oedhreniminde-terim-sorunlary/</link>
		<description><![CDATA[<i>C. R. Rüstemova</i><br /><br /><div align='center'><b>Türk Dilinin Öğreniminde Terim Sorunları</b><br /><b> </b><br /></div><br /><br /><br /><br />                Türk dili eğitiminde karşılaştığımız engellerden biri gramer açısından bazı sorunların hala çözülmemesidir. Şimdiye kadar Türk dili ile uğraşan bilginler bazı terimleri kesin olarak belirlememişlerdir. Örnek olarak ortaçlarla eylemlerden türeme sıfatları söyleyebiliriz. Dilcilik edebiyatında onların aynı mefhum olmadığı yazılıyor. Yani, ortaçlarla eylemden türemiş sıfatların benzer ve aykırı nitelikleri var. Söz konusu terimlerin özellikleri şunlardır:<br /><br />1) Ortaçlar hareketle ilgili alamet ve nitelik belirtir, hareket bitince alamet bildiremez. Ör.: okuyan çocuk, çalışan adam, uyuyan hasta vs.<br /><br />2) Ortaçlarda eylem çatıları mevcuttur, yani, onlar etken ve edilgen olabilir. Ör.: yazılmış mektup, yıkanmış elbise, yapılmış iş vs.<br /><br />3) Ortaçlar olumlu ve olumsuz olabilir. Ör.:Yapılan tedavi-yapılmayan tedavi, deyilecek söz- deyilmeyecek söz, görülmüş olay-görülmemiş olay vs.<br /><br />4) Ortaçlar zamanı yansıtabilir, yani yapılan iş belli bir zaman içinde vuku bulmaktadır. Ör.: yazılmış kitap (geçmiş zaman)- yazılan kitap (şimdiki zaman)- yazılacak kitap (gelecek zaman)- yazılır kitap (geniş zaman).<br /><br />Eylemden yapılan sıfatlarda ise hareketle bağlı nitelik gözükmüyor, yani nitelik hareket olsa da olmasa da nesnenin kendisindedir. Mesela: &#8220;Çalışkan çocuk&#8221; (çalışmasa, uyusa bile çocuğun çalışkan olması çocuğun niteliğidir), kaygan yer (kaymak işi yolun özelliğidir). Eylemden yapılan sıfatların olumsuz biçimi olamaz, yani çalışkan-çalışmakan, alışkan-alışmagan demek imkansız. Eylemden yapılan sıfatların zamanla ilgisi gözükmüyor, oysa alamet onun daimi özelliğidir.<br /><br />Türk dilinin iyi öğrenimi için bağlaç ve ilgeçlerin sınırının belirlenmesine büyük ihtiyaç vardır. Mesela, hatta öğretmenler bile, &#8220;da&#8221;* bağlacı ile &#8220;da&#8221;** ilgeçlerini farklandırmakta zorluk çekiyorlar. Zannediyoruz ki, söz konusu anlaşılmazlığı gidermek için tümcenin anlamına dikkat çekilmelidir. Mesela: &#8220;Ben de öğrenciyim.&#8221; cümlesinde &#8220;de&#8221; bağlaçtır; yani, öğrenciler arasında bulunanlardan biri benim. Adı geçen cümlede &#8220;de&#8221; katılma anlamı bildirilmektedir.<br /><br />&#8220;Gel de, neyi bekliyorsun?&#8221; - tümcesinde &#8220;de&#8221; bağlaç olamaz, burada &#8220;de&#8221; ilgeçtir ve cümlenin anlamına kuvvet, entonasyonuna emir anlamı getiriyor.<br /><br />Türk dilinin gramerinin eğitimi için adı geçen problemin giderilmesi için çaba harcamaktayız.<br /><br />Türk dilinde ilgi çeken konulardan olan bağlaçların gramer açısından anlamını, morfoloji bakımdan yapısını ve sintaktik fonksiyonunu belirtmektir. Çağdaş Türk dilinde gramer anlamından öyle bağlaçlar var ki, onlarda öbür sözcüklerden ayrılma tam bitmediğinden kendilerinde sözcük anlamlarını muhafaza etmiştir. Not olarak hatırlatalım ki, Türk dilinde bağlaçların sınıflara ayrılması işini XIX. yüzyılın ünlü bilgini Mirze Kazım bey görmüştür. Son zamanlar Türk diline dair yapılan araştırmalarda bağlaçların yanlış yorumuna rastlıyoruz.]]></description>
		<pubDate>Sat, 23 May 2009 19:51:12 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/84392-turk-dilinin-oedhreniminde-terim-sorunlary/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Sachmalama Türkçe de Neymiş!</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/83756-sachmalama-turkce-de-neymith/</link>
		<description><![CDATA["Her şey eskir, yıpranır, unutulur ama bir toplumun dili 'tambağımsızlı'ğını korursa, sonsuza dek yaşantısını sürdürür.Sayın Rüştü Erata'nın bu dev çalışması işte bize bunu anımsatıyor, bugerçeği, bu dil savaşını...O savaşı yitirmemizin kaçınılmazlığını...Sayın Erata'nın ortaya koyduğu bu dev yapıt, bizi gerçek biryolculuğa, bir büyük savaşıma çağrıdır" <br /><br /><i>Oktay Akbal<br />Gazeteci - Yazar </i><br /><br />"Türkçenin "üvey evlat" gibi algılandığı bir ülkede, asıl sorumlulardururken, böyle tek tük insanların kafa yorarak, çalışıp çabalayarakTürkçe kitabı yazmaları, alkışlanacak bir cesarettir. Bu cesaretigösterenleri ve gösterecekleri kutluyor, "kaleminize sağlık" diyorum." <br /><br /><i>Jülide Gülizar<br />İlk TRT Sunucularından </i><br /><br /><b><i>K i t a b ı n i ç i n d e n</i></b><br /><br /><i> Bir toplum düşünün; kökleri milattan önceye değin uzanıyor. <br />Bir dil düşünün; onun da kökleri milattan önceye değin uzanıyor. <br />Bir de şunu düşünün: bu toplumu oluşturan insanların ezici çoğunluğu -doğallıkla- kendi dilini konuşuyor; oysa yöneticileri, sözdeaydınları, sanatçıları ve varlıklı "seçkinleri" başka dillere hayranlık duyuyor ve anadilleri yerine o yabancı dilleri yeğliyor. <br />Ne yazık ki, "biz"den söz ediyorum. Türkçenin tarihçesine göz gezdirirken; köklü bir geçmişi olan halkımızın doğallıkla kendi "benliğini" koruyup sürdürdüğünü; yöneticilerimiz, sözde aydın ve sanatçılarımızınsa karşılaştıkları hergüçlü kültürün etkisi altında kalıverdiklerini görmek insanı dehşete düşürüyor. <br />Demem o ki; yan yana, iç içe yaşayan; yaşamın pek çok alanınca alışveriş içinde olan toplumların dillerinin de birbirinden etkilenmesi, dilde de "alışveriş" oluşması değil; söz konusu olan başka dillere tamamen teslim olmak, kendi dilini, bu toprakların ulusal dilini yadsımak!. (sayfa 17)</i><br /><br /> Eski spikerlerden Rüştü Erata'nın Sachmalama, Türkçe de Neymiş! adlı yapıtı bir araştırma-derleme-deneme bileşimi...Erata, Türkçenin yüzyıllarca gözden ırak tutulmaya, hattaunutturulmaya çalışılan engin varlığını anımsatıyor bize... Bu varlığıkültür, bilim ve uygulayım dilimize kazandıran Atatürk'ün Türk DilKurumu'nun çabalarını ve ona karşı olan savları dil uzmanlarımızın,bilimcilerimizin tanıklığıyla, kanıtlarıyla ortaya koyuyor; tarihten,öbür ulusların deneyimlerinden çarpıcı örnekler sunuyor.Sachmalama, Türkçe de Neymiş!, önce "sachmalayan", sonra bu süreçtebenliğini yitiren kuşaklar yetiştirilmesine karşı, dil bilincimizin -hiç ödün verilmeden- diri tutulmasının zorunluluğuna dikkat çekiyor.Basın-yayın dilinden günlük konuşma-yazma dilimize bulaşan yozlaşmanınulusumuzun düşünce yeteneğinde yarattığı yıkıma göz yummayan, "yabancıdil öğretimi" ile "yabancı dilde öğretim" arasındaki uçurumu görebilenaydınlarımızı seslerini yükseltmeye ve bu eşi benzeri ancak sömürgeülkelerde görülen tehlikeli sürece dur demeye çağırıyor.Dilimizin sonsuzluğa uzanan yolda güvenilir, yol gösterici ve üretkenbir kuruma ne denli gereksindiğini gösteriyor...Sachmalama, Türkçe de Neymiş!, dil özgüvenimizi yeniden kazanmamızakatkıda bulunacak, bu puslu ortamdan sıyrılmamızı sağlayacak Türkçeninengin varlığına ilişkin kaynakları gösteren, sıradışı görseltasarımıyla da eğlenerek bilgilenme olanağını sunan bir kitap... Dilbilinci olanları sevindirecek, olmayanları sarsacak bir adım...<br /><br /><i>K i t a b ı n K ü n y e s i:</i><br />Yazarı: Rüştü Erata<br />Kitabın adı: Sachmalama Türkçe de Neymiş!<br />Yayınevi: Yapı Yayın<br />Sayfa Sayısı: 231<br />Basım Tarihi: Mayıs 2004]]></description>
		<pubDate>Sat, 02 May 2009 13:32:06 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/83756-sachmalama-turkce-de-neymith/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Türk Dili ve Osmanlı Mirasının Doğası</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/83282-turk-dili-ve-osmanly-mirasynyn-dodhasy/</link>
		<description><![CDATA[Attilâ İlhan&#8217;ın ara sıra yayımlanan eski televizyon konuşmalarından birinde, dil devrimine değinen ve Yenileşme-Türkçeleşme akımını eleştiren bir konuşmasını dinledim. &#8216;Fransız hâlâ 15. yüzyılda yazılanı okuyor, bizimkiler okuyamıyor&#8217; diyordu. Böyle bir değerlendirmeyi nasıl yaptığını anlayamıyorum. Bu gözlem doğru değil. Bugün bir öğrenci Yunus Emre&#8217;yi anlar, Baki ve Tevfik Fikret&#8217;i anlayamaz.<br /><br /><b>Yunus Emre</b>&#8217;den: <br /><br />Karlı dağların başında <br /><br />Salkım salkım olan bulut <br /><br />Saçın çözüp benim için <br /><br />Yaşın yaşın ağlar mısın <br /><br />Attilla İlhan&#8217;ın gözlemi yaygın bir klişedir. Henüz ders kitaplarının dillerinin sadeleşmediği dönemde <b>Afet İnan</b>&#8217;ın Yurt Bilgisi kitabını ya da Atatürk&#8217;ün özgün &#8216;Nutuk&#8217; dilini anlamakta zorluk çekerdik. Fakat <b>Pir Sultan Abdal</b> 16. yüzyılda: <br /><br />Şu karşıki yaylada göç katar katar <br /><br />Bir güzel sevdası serimde tüter <br /><br />Bu ayrılık bana ölümden beter <br /><br />Geçti dost kervanı eyleme beni <br /><br />diyordu. <b>Tevfik Fikret </b>ise <br /><br />Doymayan bir han-ı yağma alçalan bir ihtişam; <br /><br />Bir muşa&#8217;şa leyl-i şehrayin ki pür jeng ü zalam; <br /><br />Cehl ü haclet, kahr ü süfliyyet.. nihayet in&#8217;hidam <br /><br />İşte mazi&#8230;Bir de istikbali seyret, şad-kam <br /><br />diye yazar. Türk&#8217;ün konuştuğu ve yazdığı Türkçe hep vardı. Okuma yazmanın kırsal çevrede hemen hemen yok olduğu bir çağda, resmi tarihçilerden ve resmi yazışmalardan başka düzyazı olmayan bir dönemin değerlendirilmesinde ve bilim dilinin Arapça olduğunu da unutarak, Osmanlıcaya ağıt yakmak bir abartmadır. Türkçenin <b>KutadguBilik&#8217;i</b> ürettiği dönemde (1071) İngilizce henüz oluşmamıştı. Fransız edebiyatının 11. yüzyıla önemli bir yapıtı yoktur. Bugünün İngilizleri<b> Chaucer ve Shakespeare&#8217;i </b>özel sözlükle okurlar. <br /><br />Türk aydınları Türk tarihinin uzun bir göçer dönemi olduğunu, göçerin Avrasya&#8217;da değişik kültürlerle karışıp simbiyotik bir kültürel geçmişi olduğunu nedense unutuyorlar. Avrupa&#8217;da ya da Çin&#8217;de, bizim tarihimize model olacak bir süreç yoktur. Osmanlıca heterojen bir etnik grubun dilidir. <b>Anası Sırp, Rum, Rus, Çerkez olan Sultan ve devlet erkânının</b> Türkçe için duyarlı olmadıkları açıktır. Türkçeyi devlet dili ilan eden <b>Karamanoğlu Mehmet Şemsettin Bey</b> gibi bir Osmanlı sultanı çıkmadı. Anadolu&#8217;da Türkmen Alevileri kuyulara dolduran Hırvat devşirmesi <b>Kuyucu Murat Paşa&#8217;nın</b>, Pir Sultan Abdal&#8217;ın diline saygı duyması da olanaksızdı.]]></description>
		<pubDate>Sat, 18 Apr 2009 18:46:51 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/83282-turk-dili-ve-osmanly-mirasynyn-dodhasy/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Dil Kurumu Cinayeti</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/83203-dil-kurumu-cinayeti/</link>
		<description><![CDATA[<i>Ahmet Miskioğlu<br /><br /></i><br /><div align='center'> <b>Dil Kurumu Cinayeti</b><br /></div><br /> <br /><br /><br /> <br /><br />Türk Dil Kurumu, 12 Eylülcülerce   -ancak bir düşman gücün acımasızca yapabileceği bir davranışla- kapatıldı. Evet, ne yazık ki, Atatürk'ün kurduğu Türk Dil Kurumu'nu 12 Eylülcüler kapattılar; kapatmakla  yetinmediler,   sahiplerinin  elinden -düşmanca-   alıp, karşıtlarının kucağına sundular, ne yaparsanız yapın der gibi... Bosna-Hersek Müslümanlarını Sırp canavarlarına teslim eder gibi...<br /><br />Bu, çifte cinayettir!<br /><br />Evet, 12 Eylülcüler, Türk Dil Kurumu'na bunu yapmakla çifte cinayet işlediler!<br /><br />Türk Dil Kurumu'nu kapatmak, herhangi bir yurttaşın "vasiyet&#8217;ine el sürmek; birinci cinayet... Kurumu karşıtlarının eline teslim etmek de; ikinci cinayet...<br /><br />Hiçbir karşılık beklemeden, özveriyle, kurumda emek veren birçok bilimadamı ve sanatçı; Atatürk'ün &#8220;vasiyet&#8221;ine uygun olarak çalışmalarını sürdürüyordu. Türkçe için çaba harcıyorlardı. Türkçenin kirlenmesini önlemeye ellerinden geleni yapıyorlardı.<br /><br />Özverili çalışmalarıyla da toplumda büyük bir saygınlık kazanmışlardı. Böylece Türk Dil Kurumu, hiçbir yaptırım gücü olmadığı halde; dilde, yazında, yazımda ve bütün basın-yayın alanında, yazar-çizerler arasında erişilmez bir birlik sağlamıştı. Herkes onlara yurdumuzun gelişecek üstün ekin düzeyinin temsilcisi gözü ile bakıyordu.<br /><br />Bu güzel olaydan birer yurttaş olarak hepimiz mutluluk duyuyorduk.<br /><br />Türk Dil Kurumu, üye olsun olmasın herkesin, bütün ülkemizin temsilcisi durumuna gelmişti. Böylece Türk tarihinin hiçbir döneminde görülmemiş üstün bir birlik oluşmuştu ülkemizde.<br /><br />Birlik olmanın düşmanı, gelişmelerin düşmanı, ilerlemenin düşmanı olanlar da her zaman bulunuyor ne yazık ki! Yıkmak, bozmak, bölmek bunların işi...]]></description>
		<pubDate>Thu, 16 Apr 2009 16:47:57 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/83203-dil-kurumu-cinayeti/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Belgenin Dili</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/82830-belgenin-dili/</link>
		<description><![CDATA[<b>Arz ederim:</b> Resmi yazışmalarda astın üstüne beyanını sunarken kullanması gereken ifade şeklidir.<br /><b><br />Rica ederim:</b> Üstün astına kullanabileceği bir ifadedir.Bu rica aslında devlet lisanında emir anlamına gelmektedir.<br /><br /><b>Arz ve rica ederim: </b>Eşit makamdaki kişilerin birbirleri için kullanabileceği bir ifadedir.<br /><br /><b>Çok gizli</b>: Milli güvenliğimizi ciddi şekilde zarara uğratacak evrak ve dokümanlar için kullanılır.<br /><br /><b>Gizli:</b> Açıklandığı takdirde ya da başkasının eline geçtiği zaman milli menfaatimize zarar getirecek yazılar için kullanılır.(Gizli mahiyetteki fotoğraf ve şemalar,ekonomik alandaki tedbirler,yurt savunması programı gibi...)<br /><br /><b>Özel</b>: Saklı tutulması istenen hususlar,soruşturma raporları,disiplinle ilgili kişilere ait dokümanlar,istihbarat raporları gibi durumlar için kullanılır.<br /><br /><b>Hizmete özel</b>: Basına açıklanması gerekmeyen ve yalnızca resmi amaçlar için kullanılacak eğitim dökümleri,ayrı ayrı gizli olmayan ancak bir araya gelince gizlilik derecesi olan bilgiler anlamına geliyor.<br /><br /><b>Kişiye özel</b>: Kişiye özel bir evrakın gittiği yerde belli şahıslar tarafından açılacağını belirtir<br /><br /><b>İvedi</b>: Bu kelime sadece resmi yazışmalarda aciliyet bildirir.İşleme hızlı bir şekilde geçmesi gereken belgeler için kullanılır.Kelime anlamı 'acil'dir.<br /><br /><b>Muvazaa:</b> Bu kelime bir cümleye bedeldir.Kötü niyetli mal kaçırma yahut danışıklı dövüş ifadelerini resmi dilde karşılayabilen bir kelimedir.<br /><br /><b>Hilafıhakikat</b>: 'Yalan beyan' manasına gelir.Kelime anlamı 'gerçek dışı'dır.<br /><br /><b>Memnu hakların iadesi:</b> Sabıkalı kişilerin bir defaya mahsus olmak üzere işe girebilmeleri için çalışabileceklerine dair verilen belge.<br /><br /><b>Kaza-i rüşd:</b> 18 yaşını doldurmamış olan sanıkların mahkemede kendilerini savunabilmeleri için mahkemenin vermiş olduğu bir nevi reşitik belgesi.Daha çok askeri öğrenciler için kullanılır.<br /><br /><b>İstihsal:</b> 'Elde etmek' anlamına gelmektedir.<br /><br /><b>Temyiz:</b> Mahkemelerce verilen kararın kanun ve usul yönünden inceleneceği manasına gelir.Kelime anlamı 'ayırt etmek'tir.<br /><b><br />İstida:</b> 'Dilekçe' demektir.<br /><br /><br /><!--coloro:#C0C0C0--><span style="color:#C0C0C0"><!--/coloro-->bilgipasaji.com<!--colorc--></span><!--/colorc-->]]></description>
		<pubDate>Thu, 02 Apr 2009 10:49:03 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/82830-belgenin-dili/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>-acak (-ecek)</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/82695-acak-ecek/</link>
		<description><![CDATA[<b>-acak(-ecek)</b><br /><br />Dilimizde gelecek zamanı göstermek için fiillere getirdiğimiz -acak (-ecek) eki yazıldığı gibi söylenmez. Belli bir eğitimden geçmiş spikerler bunu -ıcak (-icek) biçiminde telâffuz ederler. Yapıcak, vericek vb. Bu söyleyiş genel olarak benimsenmiştir. -ıcak (-icek) söyleyişinin yaygınlaşmasında anlaşılan gene İstanbul ağzı esas alınmıştır. Ancak bugün radyo ve televizyonlarda, dizi filmlerde, eğlence programlarını sunan sunucuların, batı müziği tarzında şarkılarını okuyan sanatçıların ve geniş bir biçimde öğrencilerin dilinde bu ek, çok değişik biçimlerde söylenmektedir. Söyleyiş farklılığının biraz da halk ağzına bağlı kalınmasından kaynaklandığını eklememiz gerekir. Ancak bütün bu kullanımlar dikkat edilmediği zaman insana normal gelmekte ve pek yadırganmamaktadır. Değişik söyleyişlerin daha net duyulduğu fiil yapmak olduğundan ve bütün kişi çekimlerine uygun düşeceğinden olayı, sık kullanılan yapmak fiili üzerinde göstermeye çalışalım. Bu fiilin değişik biçimlerdeki söyleyişlerinin kişilere bağlı olarak çekimleri şöyledir:<br /><br /><b>Birinci kişi:</b> Yapacağım (Yazıldığı gibi okunan ve yazıya bağlı kalınan söyleyiş), yapıcağım (Genel olarak kabul görmüş söyleyiş). Öteki söyleyişler: yapıcam, yapcam, yapcem.<br /><br /><b>İkinci kişi: </b>Yapacaksın (Yazıldığı gibi okunan ve yazıya bağlı kalınan söyleyiş), yapıcaksın (Genel olarak kabul görmüş söyleyiş), yapıcan, yapcan, yapıciyin.<br /><br /><b>Üçüncü kişi: </b>Yapacak (Yazıldığı gibi okunan ve yazıya bağlı kalınan söyleyiş), yapıcak (Genel olarak kabul görmüş şöyleyiş), yapcak, yapıcek, yapcek.<br /><b><br />Birinci çokluk kişi:</b> Yapacağız (Yazıldığı gibi okunan ve yazıya bağlı kalınan söyleyiş), yapıcağız (Genel olarak kabul görmüş söyleyiş), yapıcaz, yapcaz, yapıcez, yapcez.<br /><br /><b>İkinci çokluk kişi: </b>Yapacaksınız (Yazıya bağlı kalınan söyleyiş), yapıcaksınız (Genel olarak kabul görmüş söyleyiş), yapcaynız, yapceyniz, yapceniz.<br /><br /><b>Üçüncü çokluk:</b> Yapacaklar (Yazıya bağlı söyleyiş), yapıcaklar (Genel olarak kabul görmüş söyleyiş), yapcaklar, yapıcekler, yapcekler.<br /><br />Söz gelecek zaman ekinden açılmışken bir noktayı da belirtemeden geçmeyelim. Kökü kalın ünlü olan fiile ince sıradan gelecek zaman eki getirmek, özellikle sanatçıların dilinde sık duyulan bir söyleyiş hâline geldi. Yapıceyiz, yapıciyiz, alıceyiz, alıciyiz, bakıceyiz, bakıciyiz, sunuceyiz sunuciyiz vb. Örneklerdeki y sesinin inceltici etkisini açıklamak kolay ama, kalın sıradan ünlü taşıyan bir fiil köküne ince sıradan ek getirmeyi açıklamak zordur. Belki bu da İstanbul ağzının bir başka çeşidi. Çünkü İstanbul Türkçesinin çeşitli ağızlarının olduğu öteden beri söylenip gelir.<br /><br />Söyleyişteki farklılık bölgesel veya kişiseldir. İlkemiz, imlâda birliği sağlamaktır. Söyleyişteki farklılık hoş görülebilir ama imlâdaki farklılık hoş görülmez.<br /><br /><i>Kaynak: TDK</i>]]></description>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2009 19:11:48 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/82695-acak-ecek/</guid>
	</item>
	<item>
		<title>Türkçenin Komşularına Verdiği Beslenme Kültürüyle İlgili Kelimeler</title>
		<link>http://forum.tabut.net/topic/82665-turkcenin-komthularyna-verdidhi-beslenme-kulturuyle-ylgili-kelimeler/</link>
		<description><![CDATA[<div align='center'><b>Türkçenin Komşularına Verdiği Beslenme Kültürüyle İlgili Kelimeler</b><br /></div><br /><br /><br /><i>Prof. Dr. Günay Karaağaç<br /></i><br /><br />Coğrafya, uzun devirler boyunca, insanların beslenme ve giyinme gibi alt kültürlerinden sanat ve din gibi üst kültürlerine kadar belirleyici olmuştur. İnsanların yaşayış tarzlarının, kendi yapıp etmelerinden çok, büyük ölçüde coğrafya şartlarına bağlı olduğu bu devirlerde, her enlem dairesi, her deniz veya nehir kıyısı, kısacası her yüzey şekli, üzerinde yaşayanlara kendi şartlarını sunmuş, onları bu şartlarda yaşamaya, bu şartlarda yaşayabilmeleri için gerekli davranışları göstermeye ve bu davranışları gösteremeyenleri ise göç etmeye zorlamıştır. Coğrafya, insanların beslenmelerini ve giyinmelerini belirleyen temel unsur olmaya bugün de devam etmektedir.<br /><br />Üzerinde yaşayanlara balıkçı, avcı ve toplayıcı bir hayat tarzı sunan Avrasya kıtasının kuzeydeki ormanlık bölgesi, güneye doğru geçici bir çalılık kuşağıyla devam eder. Buradan daha güneyde ise, açık ve otlu bozkırlar, Macaristan&#8217;dan Moğolistan&#8217;a ve Çin seddine kadar uzanır. Bu bozkır kuşağı, üzerinde yaşayanları, konar-göçer bir hayat tarzına zorlamış, böylece de bu kuşak insanlarının giyim kuşamları kadar beslenmeleri de, büyük ölçüde hayvan ürünlerine dayalı olmuştur.<br /><br />Tarihin bildiği kadarıyla, Türk kavimleri, sadece bozkır kuşağının tek hakimi olmakla kalmamışlar, aynı zamanda, Çin, Kuzey Hindistan ve Ortadoğu&#8217;yu içine alan tarım kuşağını da yurt edinmişlerdir. Dolayısıyla, Türk kavimlerinin tarih öncesinin karanlık devirlerinden beri bozkırın güneyindeki tarım kuşağında da yaşadıkları bir gerçektir. Bunu, elimizdeki dil verileri de açıkça ortaya koymaktadır. Deri ve yün gibi bozkır kuşağı giyim kuşamının ham maddeleri yanında, başta bez ve pamuk gibi tarım kuşağı giyinme kültürünün ham maddeleri ile bunlardan yapılan birçok elbise adı, komşu dillerin birçoğuna Türkçeden alınmıştır.<br /><br />Yiyecekler konusundaki durum da, bozkır kuşağının güneyinin ve buradaki hayat tarzının Türklere hiç de yabancı olmadığını göstermektedir. Türkçe, komşularına, beslenme kültürüyle ilgili yüzlerce kelime vermiştir. Bu kelimeler arasında, bozkır hayat tarzının başlıca beslenme kaynağını oluşturan et ve süt ürünleriyle ilgili yiyecekler kadar, tarım kuşağının beslenme kaynağını oluşturan bitki ve tahıl ürünü yiyecek adları da yer almaktadır. Türklerin beslenme konusunda komşularına öğrettiklerini bir liste hâline getirdiğimizde ve böyle bir listeyi incelediğimizde, bu durumu açıkça görebiliriz.<br /><br />Türkçenin, komşularına, bir yandan tarım ve tahıla dayalı yiyecek, bir yandan da pamuk ve beze dayalı giyecek adlarını ve dolayısıyla bilgilerini sunmuş olması, bozkır kuşağı kadar tarım kuşağının da Türklerin yerleşim bölgesi olduğunu göstermektedir.<br /><br />Farsça, Arapça, Rusça, Romence, Bulgarca, Sırp-Hırvatça, Arnavutça, Yunanca ve Macarca&#8217;ya geçmiş Türkçe kelimeler ile ilgili sözlük ve makaleleri tarayarak elde ettiğimiz, Türkçenin komşularına verdiği beslenme kültürüyle ilgili kelimeler listesinin, her şeyden önce kabarıklığı ilgi çekicidir. Listemizde 790 kelime yer almaktadır. Komşu dillerden Farsça'ya 258, Arapça'ya 179, Rusça'ya 300, Romence'ye 193, Sırp-Hırvatça'ya 347, Bulgarca'ya 185, Arnavutça'ya 188, Yunanca'ya 141, Macarca'ya 176 tane beslenme kültürüyle ilgili Türkçe kelime verildiğini görüyoruz. İleride yapılacak çalışmaların bu sayıları daha da arttıracağı muhakkaktır. Bulgar, Arap, Arnavut ve Yunan dillerine geçen beslenme kültürüyle ilgili kelimelerin sayıca azlığının sebebi, bu konuların az çalışılmış olmasıdır.<br /><br />Türkçe kadar Çince, Arapça, Farsça ve artık yaşamayan Soğdca ve Toharca gibi eski komşu dillerle ilgili etimoloji çalışmalarının seviyesi bellidir. Bu çaresizliğe rağmen, bu listenin kelimelerini, bilgilerimizin seviyesi içinde değerlendirdiğimizde, bunlardan 68 tanesinin Farsça, 60 tanesinin Arapça, 35 tanesinin Moğolca, 59 tanesinin de çeşitli Hint-Avrupa dillerinden, geriye kalan 568 kelimenin ise Türkçe olduğunu görürüz. Kısacası, Türkçe, 568&#8217;i kendi yaratması olan bilgi ve kelimeyi komşularına verirken, 222 kelime ve bilginin taşınmasında aracılık etmiştir. Diller arasındaki alıntılarda, kaynak dilin değil, bilgiyi ve kelimeyi taşıyan dilin muhatap alındığı ise herkesin malûmudur.<br /><br />Listede, Farsça, Rusça, Macarca ve Arapçaya verilen kelimelerdeki Türkçe kaynaklılık oranının, Balkan dillerine verilen kelimelerdeki Türkçe kaynaklılık oranından daha yüksek olduğu görülmektedir. Tabiî ki bunun da sebebi, bu kelimelerin, Balkanlara, Osmanlı İmparatorluğu devrinde taşınmış olmalarıdır.]]></description>
		<pubDate>Mon, 30 Mar 2009 10:00:03 +0000</pubDate>
		<guid>http://forum.tabut.net/topic/82665-turkcenin-komthularyna-verdidhi-beslenme-kulturuyle-ylgili-kelimeler/</guid>
	</item>
</channel>
</rss>
